19 Ağustos 2010 Perşembe

Demokritos




Leukippos’un öğrencisi Demokritos, (M.Ö. 460 - 370) Sokrates'den sonra ölmüş olmasına rağmen, "Sokrates öncesi doğa filozofları"ndan sayılır. Hocasının ortaya attığı teoriyi büyük ölçüde geliştirerek ünlenmiştir. Parmenides'in temsil ettiği tekçilik (monism) ile Empedokles'in çokçuluğu (pluralism) karşısındaki aracılık girişimleri sonucu, "Atom veya bölünmeyen öz" teorisi ile ünlenmiştir. (Bazı kaynaklar Empedokles ve Anaksagoras'ı da "atomcular" sınıflandırmasının içine sokmaktadır. Bu görüş isabetli bir tespittir.)

Var oluş ile ilgili çok kesin bir görüş ortaya koymuştur. Evren'deki oluşuma, kesin bir zorunluluk egemendir. Bütün olup bitenleri bir rastlantı ile izâha çalışmak saçmalıktır. "Yaratılmamış, yok olmayan, değişmeyen varlık, özdeksel atomdur. Öz, maddeyi temsil eder ve onunla her nesne yapılabilir." şeklinde özetlenebilecek bir görüşle, materyalist doğa biliminin ilk temellerini atmıştır.

Atomcular, sadece bir hacim, bir şekil ve belki de bir ağırlık içeren bölünmez en küçük birim olarak târif ettikleri atomun ve atomların hareket ettiği boşluğun (eter - ether - esir) ezelî, ebedî mevcudiyetini ortaya atmışlardır. Bütün bu materyalist görüşlere rağmen, "tek gerçek, atomlar ve atomların hareketidir" prensibini, ruhun açıklanması aşamasında da tutarlı bir şekilde kullanmışlardır.

Bilinçli bir materyalist yaklaşımla, algılama ve düşünmeyi, vücuttaki en ince, en hafif ve en düzgün ateş atomlarının hareketi olarak izâh eden Demokritos, kendisinden önceki düşünürlerin üzerinde durmadığı oranda, ahlâk (etik) ile de ilgilenmiştir.

Ek Bilgiler

Demokritos’un doğduğu yer İonia’da Teos ( Urla’nın güneyinde) olmalı. Kendisine “Abderalı filozof” deniyorsa da, belki de sonradan buraya gelip yerleşmiştir.Uzun yolculuklara çıkmış, bütün Yunanistan’dan başka, Mısır’ı, Anadolu’yu, İran’ı dolaşmış. Yurdunda siyaset işlerine hiç karışmamış, köşesine çekilmiş bir bilgin hayatı yaşamış. “Bir tanıtı bulmayı, Pers kralı olmaktan üstün tutarım” dermiş. İlkçağın en büyük doğa araştırıcısı sayılır. “Varolan” ona göre de, meydana gelmemiştir, yok olmayacaktır, değişmezdir, hep kendi kendisiyle aynı kalır. Ama “varolan”ın dışında bir de “varolmayan”, yani “boşluk” da, uzay da vardır.Uzay yüzünden “varolan”, kendileri artık bölünmeyen, görülemeyen kılıklara (ideai) ayrılır.Bunlara da Demokritos atom (bölünemeyen) adını verir. Atomlarda olabilen biricik değişiklik harekettir, yani yer değiştirmedir. Atomların birbirlerinden ayrılmaları, sadece nitelik bakımındandır, sadece büyüklük, küçüklük, yer, düzence
vb. ayrılıklarıdır. Onun için Demokritos atomlarda ( bu gerçek varlıklarda) renk, ses, sıcaklık, soğukluk vb. niteliklerin bulunmadığını söyler. Renkleri görmemiz, sesleri işitmemiz, sıcaklığı duyumlamamız, tatlıyı, acıyı tatmamız, ancak, bir duygu yanılmasıdır, bir “karanlık” bilgidir. Duyular, asıl gerçeği, yani nesnelerin artık bölünemeyen son parçalarını (atomları) bilebilecek gibi keskin değildirler. Duyu bilgisi nesnelerin iç dokusunu, gerçek yapısını göremez, bunu ancak düşünen akıl kavrayabilir. Ama bunu söylemekle Demokritos, henüz düşünme ile algı, düşünülen dünya ile algılanan dünya arasında ilkece bir ayrılık yapmıyor; bu ikisini birbirinden ayıran yalnız, keskinlik ve kesinlik dereceleridir. Demokritos Anaxagoras’ın anlayışı ile savaşarak, onun teleolojik açıklama denemesi karşısına çok kesin bir mekanist görüşü koyar: Evren yalnızca atomların çarpışmaları ve birbirleri üzerindeki basınçları ile oluşmuştur; evrendeki oluşa kesin bir zorunluluk egemendir; bütün olup bitenler, nedenlerden zorunlu olarak meydana gelmişlerdir. Böylece Demokritos, Anaxagoras’ın öğretisinde belirir gibi olan erek (telos) kavramını kabul etmediği gibi, rastlantı kavramını da açık olarak reddeder: Rastlantının sözünü etmemiz yalnız bilgisizliğimizden ileri gelir; bir olayın nedenini bilmedik mi, bunu rastlantıyla açıklamaya kalkışırız. Bu görüşüyle de Demokritos mekanist bir doğa biliminin temellerinin atmış oluyordu. Demokritos “ gerçek, atomlar ve atomların hareketleridir” öğretisini ruhu açıklamada da kullanır. Örneğin, algı ile düşünme, bu iki ruh olayı ona göre vücudumuzdaki atomların en incesi, en hafif ve en düzü olan ateş atomlarının( bunlar vücudu sıcak tutarlar, hareketli, dolayısıyla canlı kılarlar) bir hareketidir. Bu da açıkça materialist bir anlayıştır. Gerçi Demokritos’tan önceki filozoflar da “varolanı”, bu arada ruhu da, cisimsel saymakla materialisttirler, ama Demokritos’unki çok bilinçli bir materializm. Demokritos’un ahlak öğretisi de doğa felsefesine dayanır. Kalan birçok fragment’den, onun “doğru bir yaşayışın dayanakları nedir?” sorusunu, kendisinden önceki felsefede bulamadığımız bir ölçüde araştırdığını görüyoruz. Bu bakımdan Demokritos bir geçit döneminin düşünürüdür. Ondan önce başlıca kosmos (doğa) sorunu üzerinde durulmuştu: Demokritos’ta ise insan hayatı ile ilgili sorunlar, kosmos sorunu kadar yer almışlardır. Nitekim Yunan felsefesinin bundan sonraki dönemi de başlıca insan ile ilgili sorunları ele alacaktır. Demokritos’a göre duygular ile istekler de ateş atomlarının hareketleridir. Bu hareketler durgun, ölçülü iseler insanı mutlu yaparlar, çok kızışık iseler mutsuzluk yaratırlar. Onun için mutluluk, ruhun dinginliğidir. Demokritos ruhun bu durumuna euthymia (ruhun iyi durumda olması) diyor. Euthymia’yı insan eylemlerinin son ereği yaptığı için, Demokritos, bundan sonra Yunan ethiğinde başlıca bir anlayış olacak olan eudaiminizm’in ( mutçuluğun) kurucusu sayılabilir. Demokritos’un eudaimonizmi çok temiz ve soylu. Mutluluğa erişmek isteyen, yararına olanla olmayanı ayırt etmeyi bilmelidir. Bunun ölçüsünü de insan, haz ve acı duygularında bulabilir, yalnız, göreli olarak iyi olanla, mutlak olarak iyi olanı ayırmayı da bilmelidir. Göreceli olarak iyi olanla, mutlak olarak iyi olanı ayırmayı da bilmelidir. Göreli olarak iyi olanlar: maddi-duyusal sevinçler, güzellik, şeref ve zenginlik gibi şeylerdir. Mutlak iyi ise, ruhun iyi bir durumda bulunmasıdır (euthymia). Ruh böyle bir durumda olunca, insan yalnız iyi olandan sevinç duyar, kötüyü yapmak şöyle dursun, istemez bile. İnsanın ahlakça değerinin ölçüsü, düşünüşüdür. İnsan dışarıdan bağımsız olarak, sevinçlerini kendisinden devşirebilecek durumda olmalıdır. Mutlu olmak için yapılacak şey, ruh dinginliğine erişmek, bunun için de her türlü sarsıcı tutkulardan, duygulanımlardan kaçınmaktır. Demokritos bu duruma en iyi bilgelikte varılacağı kanısındadır. Demokritos, astronomide Pythagorasçıları bir yana bırakırsak, gelişmenin en yüksek noktasıdır. Ama Demokritos, öbür yandan, doğadan çok insanla ilgilenen yeni bir gelişmenin, başlıca insan sorunu üzerinde duran bir düşünürler topluluğunun da çağdaşıdır.Bu düşünürlere de Sofistler adı verilir.

Aristoteles ve Platon
ARİSTOTELES 

HAYATI VE ESERLERİ


ARİSTOTELES’İN HAYATI 

Aristoteles İÖ 384’de Khalkidiko Yarımadası’nın kuzeydoğu kıyısında günümüzde Stavro denilen küçük bir kent olan Stageira’da doğdu. Zaman zaman karakterinde Yunan olmayan bir yanın varlığını keşfetmek ve bunu da Yunanistan’ın kuzeyinde doğmuş olmasına bağlamak yönünde girişimler olmuştur[2]. Ancak Stageira, Andros ve Khalkis’ten itibaren kolonileştirilmiş, İonya lehçesinin farklı bir biçimini konuşan, sözcüğün tam anlamında bir Yunan kentiydi. Aristoteles’in babası Nikomakhos, Asklepias birliğine veya topluluğuna mensuptu ve ailenin sekizinci veya yedinci yüzyılda Messenia ‘dan Yunanistan’a göç etmiş olması olası görünmektedir[3]. Annesi Phaistis’in ailesi ise, Aristoteles’in hekim olan babası Makedonya Kralı II. Amnytas’ın arkadaşıydı. Aristoteles’in çocukluğunun bir kısmını Pella’da, yani krallığın merkezinde geçirmiş olması olasıdır. Aristoteles’in doğa bilimine ve her şeyden çok da biyolojiye karşı gösterdiği ilgiyi bir hekim ailesinde yetişmiş olmasında aramak akla yatkın olacaktır. Galenos bize, Asklepias ailelerinin çocuklarını kadavra üzerinde eğittiklerini söylemektedir[4]. Aristoteles’in de bu alanda belli bir eğitim almış olması, ayrıca cerrahi müdahalelerde babasına yardım etmiş olması olasıdır. Aristoteles’i hekimlik taslayan şarlatan olmakla itham eden öykünün kaynağı da herhalde budur. Henüz bir çocukken anne babası ölmüş ve vesayeti akrabalarından Proksenos’a verilmiştir. Daha sonra Aristoteles de onun oğlu Nikanor’u evlat edinecektir.

Aristoteles onsekiz yaşındayken Atina’da Platon’un okuluna girmiş ve Platon’un ölümüne kadar ondokuz yıl orada kalmıştır. Onu Akademi’ye çeken şeyin felsefi hayata karşı duyduğu bir eğilim olduğunu düşünmemiz gerekmez. O yalnızca Yunanistan’ın sunabileceği en iyi eğitimi almaktaydı. Okula katılmaktaki amacı ne olursa olsun, Platon’un felsefesinde hayatının ana etkisini bulduğu açıktır. Bu kadar güçlü bir beynin Platon’un bütün öğretilerini sorgulamadan kabul etmesi olanaksızdı. Önemli noktalarda ciddi görüş ayrılıkları Aristoteles için gitgide daha açık bir hal almıştır. Ancak bilimsel eserlerinden farklı olarak felsefi eserlerinde Platonculuğun etkisini taşımayan tek bir sayfa yoktur. Belirli Platoncu öğretilere saldırdığında bile Aristoteles, sıklıkla, kendisini, eleştirdiği kişilerin grubu içinde sayar ve onları ortak ilkelerini anımsatır[5]. Antikçağın diğer büyük insanları gibi onun da iftiracıları olmuştur. Hayatının son zamanlarında Platon’un gözdesi olmuş ve onun tarafından par exelence [en mükemmel] ‘okuyucu ve ‘okulun beyni’ olarak adlandırılmıştır. Daha sonra kendi görüş noktası daha açık bir hale geldiğinde Platon’la ilişkileri daha az dostça olmuş olabilir. Ancak Platon yaşadığı sürece Akademi’nin sadık bir üyesi olmuştur. Ünlü bir pasajında[6] kendisi için çok değerli olan Platoncu Okul’u eleştirmek biçimindeki tatsız görevden zarif bir tarzda söz eder.

Bununla birlikte bütün bu yirmi yıl boyunca onun basit bir çömez olarak kaldığını düşünmememiz gerekir. Eski felsefe okulları ortak bir ruhun bir araya getirdiği ve aynı temel görüşleri paylaşan, ancak göreli bağımsızlık içinde kendi özel araştırmalarını da yapabilen insanların oluşturduğu topluluklardır. Bütün bu yıllar boyunca Aristoteles’in doğa bilimi araştırmalarını, Platon’un veya okulun başka herhangi bir üyesinin kendisini götürebileceğinin çok ötesine taşıdığı varsayılabilir. Aynı zamanda belki yalnızca retorik konusunda İsokrates’in anlayışına karşı olan dersler vermiş görünmektedir. İsokrates’ten ders almadığı anlaşılmaktadır, ancak düzgün ve sade bir biçimde düşüncesini ifade etme özelliği ve bazen etkileyici bir yüceliğe yükselebilen düz ve kolay üslubu[7], Yunan ve Latin üslûbu üzerindeki etkisi o kadar büyük olan bu ‘yaşlı belagat ustası’na çok şey borçludur. Aristoteles’in Retorik’te bu kadar sık değindiği başka bir yazar (Homeros hariç) yoktur. Bununla birlikte, İsokrates’in düşünce yoksulluğuna ve hitabetle ilgili başarıyı hakikat araştırmasının üstünde tutmasına ilişkin Platoncu küçümsemeyi de paylaşmaktadır. Gençlik günlerinde bu onu İsokrates’i eleştirmeye götürmüş ve bu eleştiri İsokratesçi okulu çok kızdırmıştır. Fazla özgün olmayan felsefi düşüncelerini az çok popüler bir biçimde dile getirdiği kaybolmuş eserlerinden bir kısmı büyük bir olasılıkla bu döneme aittir. Ayrıca günümüze ulaşan eserlerinin bazılarına da bu olasılıkla bu dönemde başlamıştır.

Platon’dan sonra yerine İÖ 348-7’de Aristoteles’in en az hoşlandığı Platoncu eğilimleri -özellikle (felsefeyi matematiğe dönüştürme’ eğilimini[8]- temsil eden Speusippos geçtiğinde, hiç kuşkusuz okulda kalmaya karşı içinde ibr isteksizlik duymuştur. Ancak anlaşılan, bu dönemde kendi okulunu açmak yönünde de henüz bir arzu duymamıştır. Olynthos’un devrilmesi ve Yunan konfederasyonunun dağılması sonucu Atina’da ortaya çıkan Makedonya karşıtı duygular, Makedonya’yla ilişkileri olan bir yabancı için Atina’yı artık güvenli olmayan bir şehir haline getirmiş olmalıdır. Ancak bu neden, onunla birlikte ayrılan Akademi’den arkadaşı Ksenokrates’i pek etkilemiş olamaz. Nedenleri ne olursa olsun Aristoteles, Akademi’den eski arkadaşı, daha önce köle olduğu halde şimdi Mysia’da Atarneus ve Assos’un efendiliğine yükselmiş ve etrafına küçük bir Platoncu grup toplanmış olan Hermeias’ın davetini kabul etmiştir. Aristoteles bu çerçevede aşağı yukarı üç yıl geçirmiştir. Bu sırada Hermaias’ın davetini kabul etmiştir. Aristoteles bu çevrede aşağı yukarı üç yıl geçirmiştir. Bu sırada Hermeias’ın evlat edindiği yeğeni olan ve kendisiyle aynı adı taşıyan bir kız çocuk verecek Pythias’la evlenmiştir. Görünüşe göre Pythias, Aristoteles’in Atina’da bulunduğu son dönemde ölmüştür. Onun ölümünden sonra Aristoteles, Stageiralı bir kadın olan Herpyliss ile tam anlamıyla yasal olmayan, ancak sürekli ve sevgi dolu bir ilişkiye girecek ve ondan da Nikomakhos’a Etik’e adını verecek Nikomakhos isimli bir oğlu olacaktır.

Bu üç yılın sonunda Aristoteles Lesbos’a [Midilli] yakın bir ada olan Mitylene’ye gider. Onu oraya çekenin ne olduğunu bilmiyoruz. Ancak Akademi’den eski bir arkadaşı ve bu adanın yerlisi olan Theophrastos bu adada ona uygun bir yerleşim imkanı sağlamış olabilir. Aristoteles’in biyoloji alanındaki araştırmalarının çoğu Assos’ta ve en çok da Mytlene’de bulunduğu döneme aittir. Eserleri dikkati çeken bir sıklıkla civarda, özellikle de Pyrrha lagününde gözlemlenen doğabilim olaylarına işaret etmektedir[9].

İsokrates’in bu döneme ait, Lise’de yerleşmiş ve kendisine yeterince saygı göstermeyen filozoflarla ilgili bir göndermesi[10] diğerlerinin yanı sıra Aristoteles’e de gönderme yapan bir pasaj olarak yorumlanmıştır. Eğer durum öyleyse, Aristoteles bu dönemde Atina’ya, eski biyografların hiç haberdar olmadığı bir ziyarette bulunmuş olmalıdır. Ancak bu varsayım temelsiz görünmektedir. 343-342’de, Aristoteles’i büyük bir olasılıkla kendisiyle aynı yaşta bir çocukken tanıyan ve hiç kuşkusuz Hermeias’tan adını tekrar duyan Makedonya Kralı Philippos, o sırada onüç yaşında olan İskender’in eğitimini üzerine almak üzere davet etmiştir. Makedonya sarayıyla eski ilişkilerini yeniden kurmayı arzulayan ve Politika’da gördüğümüz gibi gelecekteki hükümdarların eğitimen büyük önem veren Aristoteles bu daveti kabul etmiştir. Bu konum ona sarayda nüfuz kazandırmış ve Strageira, Atina ve kendisiyel birlikte Pella’ya giden Theophrastos’un doğduğu kent olan Eresos lehine aracılık yapmasını sağlamıştır. Seçkin öğrencisine verdiği eğitim hakkında hemen hemen hiçbir şey veya çok az şey bilinmektedir. Öğretiminin başlıca konusu büyük bir olasılıkla Yunan eğitiminin temeli olan Homeros ve trajedi yazarları olmuştur. Aristoteles’in İskender için İlyada’nın metnini tekrar gözden geçirdiği söylenir. Ancak öğrencisi daha ileri bir eğitimden yararlanacak kadar büyüktü. Aristoteles onunla özellikle hükümdarların görevleri ve yönetim sanatı üzerine tartışmalar yapmış olmalıdır. O, İskender için biri Monarşi diğeri Koloniler hakkında olmak üzere iki eser kaleme almıştır. Bunların ikisi de Yunan Krallarının ve Yunan kolonileştiricilerinin en büyüğü olacak biri için özellikle ilginç konulardı. Aristoteles’in -Pella'da, sonra civardaki Mieza kraliyet şatosunda- İskender’le birlikte bulunduğu dönemde özel olarak politik konularda yoğunlaştığını ve Anayasalar toplama tasarısının burada ortaya çıktığını varsayabiliriz. İskender’in dehası onu düşünce hayatına değil, bir eylem hayatına, Aristoteles Philippos’u bu konuda uyarmış olsa da, Asya’nın fethine ve yine Aristoteles’in Yunanlıların barbarlar üzerindeki tartışılmaz üstünlüğü görüşüne aykırı bir girişim olan Yunan uygarlığıyla birleştirme girişimine götürmüştür. Görünüşe göre bu iki insan arasındaki ilişki hiçbir zaman bütünüyle kopmamıştır. Ancak İskender’in 340’ta babasının yerine naip olarak atanmasıyla öğrenciliğinin bitmesinden sonra aralarında gerçek bir yakınlık olduğunu gösteren hiçbir şey yoktur. Aristoteles bundan sonra büyük bir olasılıkla Stageira’ya yerleşmiştir. Aristoteles’in Makedonyalılarla kurduğu dostlukların en süreklisinin, yani bir süre sonra İskender Asya’dayken yerine naip olarak atanacak ve böylece Yunanistan’ın en önemli adamı haline gelecek olan Antipater’’le dostluğunun, İskender ile birlikte olduğu bu süre içinde başladığı kesindir[11].

335-4 yılında Philippos’un ölümünden kısa bir süre sonra Aristoteles Atina’ya geri döner ve bunun ardından hayatının en verimli dönemi başlar. Şehrin dışında, kuzeydoğu bölgesinde, büyük bir olasılıkla Lykabettos Dağı’yla İlissos arasında, Apollon Lykeios ve Musalara adanmış olan ve geçmişte Sokrates’in çok sık uğradığı bir yer olduğu söylenen[12] bir koruluk uzanmaktaydı. Aristoteles burada birkaç bina kiralar[13] -bir yabancı olduğu için satın alma hakkı yoktur- ve okulunu kurar. Burada her sabah öğrencileriyle ağaçlar arasındaki loggie’de [açıklık] gezinerek[14] en güç felsefe sorunlarını tartışır. Öğleden sonraları veya akşamları ise daha geniş bir halk topluluğuna daha basit konuları açıklar. Bu, akroamatik, yani ileri düzeydeki derslerle, eksoterik, yani herkes tarafından anlaşılabilir dersler arasındra ayrım yapan eski bir gelenektir. Bu ayrımın sağlam temellere dayandığı kesindir. Ancak Aristoteles bazen düşünüldüğü gibi, ne akroamatik derslerinde herhangi bir mistik öğretinin varlığına işaret etmektedir, ne de halka yönelik derslerinde onlara hakikatin bütününü göstermemeye çabalamaktadır. Daha soyut konular -mantık, fizik ve metafizik- daha yoğun bir inceleme gerektirmekte ve daha dar bir çevreyi ilgilendirmekteydi. Buna karşılık retorik, sofistik ya da politika gibi konular daha geniş bir talebe yanıt veriyordu, dolayısıyla daha halka dönük bir biçimde sergilenebilirlerdi[15].

Aristoteles burada büyük bir olasılıkla yüzlerce kitap yazmayı bir araya toplamış ve daha sonra İskenderiye ve Bergama kütüphaneleri için örnek oluşturacak ilk büyük kütüphaneyi kurmuştur. Aynı şekilde çok sayıda haritayı bir araya getirerek bir koleksiyon düzenlemiş ve derslerinde, özellikle doğa bilimi derslerinde yararlandığı bir nesneler müzesi oluşturmuştur. İskender’in bu koleksiyonu toplayabilmesi için kendisine 800 talent verdiği ve Makedonya İmparatorluğu’nun sınırları içinde yaşayan bütün avcılara, kuşçulara ve Aristoteles’in imparatorluğun en uzak bölgeleri hakkındaki bilgisi, bu emirlerden beklenebileceği kadar doğru değildir. Bununla birlikte bu öyküde büyük bir olasılıkla doğru bir şeyler vardır. Aristoteles’in okul için düzenlediği bir yönetmelikten söz edilmektedir. Bu yönetmeliğe göre her üye sırayla, örneğin ‘on gün süreyle’ okulu ‘yönetmek’ten sorumlu tutulmaktaydı. Bu, herhalde her birinin bu süre boyunca, daha sonra ortaçağ üniversitelerinde benimsenecek yönteme uygun olarak,[16] başka şeylerin yanı sıra tüm katılanlara karşı şu veya bu tezi savunmak suretiyle tartışmaları yönetmekle sorumlu oldukları anlamına gelmekteydi. Aristoteles’in okulunda ortak yemekler yendiği ve ayda bir kez kurallarını bizzat Aristoteles’in düzenlediği bir şölen verildiğini biliyoruz. Ancak okulda yapılan çalışmalarla uygulanan işbölümü hakkında çok az şey biliyoruz. Aristoteles’in günümüze ulaşmış eserlerini oluşturan notlarının kaleme alınışı, büyük bir olasılıkla Lise’yi yönettiği oniki onüç döneme aittir ve bu eserlerin meydana getirilmesi için gerekli düşünce ve araştırmalar, ön çalışmaların bir kısmının öğrencileri tarafından yapıldığını düşünsek bile, benzeri olmayan bir zihin gücüne işaret etmektedir. Bu dönemde Aristoteles, bilimler sınıflamasının bugün hâlâ varlığını sürdüren biçimiyle ana çizgilerini belirlemiş ve bilimlerin çoğunu, kendisinden önce ulaşmış oldukları noktadan çok daha ileri bir noktaya götürmüştür. Bazı bilimlerde, örneğin mantıkta,[17] Aristoteles’in bir öncüsü olmadığı ve yüzyıllar boyunca ona layık bir takipçisi olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Ayrıca Aristoteles’in okulu etik ve politika gibi pratik konulara gösterdiği ilgi nedeniyle gündelik hayat üzerinde, Sokrates veya Platon’a eşit ve aynı dönemde Akademi’nin kendi içine kapanmış öğrencilerinden çok daha fazla bir etkide bulundu.

İskender’in 323 yılında ölümüyle Atina bir kez daha Makedonya karşıtı duyguların merkezi olur ve Aristoteles’in Makedonya’yla bağlantıları onu Atinalıların gözünde kuşkulu duruma düşürür. Platoncu ve İsokratesçi okulların düşmanlıkları, büyük bir olasılıkla ona karşı duyulan politik duygularla beslenmiştir. Sonuçta, Hermeias hakkında yazdığı bir övgü şiiri ve mezartaşı yazısına dayanan saçma bir d insizlik ithamıyla mahkemeye verilir. Atinalıların ‘felsefeye karşı ikinci bir cinayet işlemelerine’[18] fırsat vermemeye kararlı olan Aristoteles, okulu theophrastos’un ellerine bırakarak ve Makedonya etkisinin en çok görüldüğü yerlerden biri olan Khalkhis’e çekilir. Orada, 322 yılında, uzun yıllardan beri çektiği bir hastalıktan ölür. Vasiyetini bize Diogenes ulaştırmıştır. Aristoteles vasiyetinde, akrabalarının lehine bazı maddeler koymayı, kölelerinin satılma tehlikesini önlemek ve Politika’sının bir öğüdünü uygulamaya koyarak bazılarının özgürlüklerini elde etmesini sağlamak için önlemler almayı ihmal etmemiştir. Bazen Aristoteles’i yalnızca kişileşmiş bir akıl olarak görme eğilimi gösteririz; ama vasiyeti iyiliksever ve şefkatli bir kişiliği olduğunun en açık kanıtıdır.

Aristoteles’in dış görünüşü veya hayat tarzı hakkında çok az şey bilinmektedir.[19] Güvenilir bir gelenek onu kel, ince bacaklı, küçük gözlü, kekeleyerek konuşan ve dikkati çekecek kadar güzel giyinen bir insan olarak betimler. Kötü niyetli düşmanları ise onu kadınsı bir sefih bir hayat süren bir insan olarak temsil eder. bizzat kendisi tarafından ifade edilen görüşlere dayanarak kabul edilebilecemiz şey, çileci alışkanlıkları olmadığıdır. Ayrıca yüzünün ifadesinde kendisini gösteren alaycı bir karaktere sahip olduğu söylenmiştir. Diogenes Laertios büyük bir espri gücüne tanıklık eden bazı sözlerini aktarmıştır.



ARİSTOTELES’İN ESERLERİ

Aristoteles’in eserleri üç ana bölüme ayrılabilir: Birincisi, kendisi tarafından yayımlanan, az çok halka yönelik eserlerdir. İkincisi, bilimsel inceleme yazıları için oluşturduğu malzemelerden ve notlardan, üçüncüsü ise bilimsel eserlerinin kendilerinden oluşur. Athenaion Politeia [Atinalıların Anayasası] dışında günümüze ulaşan eserlerin tümü -gerçekten ona aitseler- üçüncü gruba girer. Diğerlerine gelince, onlar hakkındaki bilgimiz eski yazarların kendi eserlerine aldığı fragmanlara ve antikçağdan bize ulaşan üç listeye dayanmaktadır. Bu listelerin en eskisi Diogenes Laertios’unkidir (İS üçüncü yüzyıl).[20] Listenin başında halka yönelik gibi görünen ve büyük bir bölümü Platon’u taklit ederek diyalog biçiminde yazılmış ondokuz eser bulunmaktadır. Bu diyaloglar Platon’un ilk diyalogları kadar çarpıcı değildir. Bununla birlikte hiç kuşkusuz Aristoteles’in günümüze ulaşan eserlerine oranla çok daha fazla edebi amaçla yazılmışlardır. Cicero’nun Aristoteles’in flumen orationis aureum’ini[21] [hitametin altın nehri] övmesini, Quintilianus’un eloquendi suavitas’ından[22] [belagatin tatlılığı] söz etmesini sağlayan hiç kuşkusuz bu eserlerdir. Aristoteles’in bu yazma biçimini, hâlâ Platon’un okulunun bir üyesi olduğu gençlik döneminde kullandığını düşünmek yanlış olmayacaktır. Diyaloglarının Platoncu adları -Politikos [Siyaset Adamı], Sophistes [Sofist], Meneksenos, Symposium [Şölen]- ve genellikle platoncu olan içerikleri de bunu doğrular. Büyük bir olasılıkla bu diyalogların en erkenlerinden biri Grylos adıyla da bilinen Retorik Üzerine’dir. Grylos, Ksenophon’un Mantinea Savaşı’nda (362-1) öldürülen oğluydu ve diyalog büyük bir olasılıkla yine bu tarihten fazla geç olmayan bir tarihde yazılmıştır. Bir başka erken dönem diyaloğu, adını, Aristoteles’in 354-3’te ölen dostu Kıbrıslı Eudemon’tan alan Eudemos veya Ruh Üzerine adlı diyalogdur. Bu diyalog model olarak Phaidon’u yakından takip etmekte ve Platoncu öğretinin doğumundan önceki varlık, ruhgöçü ve anımsama öğretilerini tartışmasız kabul etmekteydi. Kıbrıs Prensi Themison’a hitaben yazılan ve onu felsefi hayata teşvik amacını güden Protreptikos da[23] büyük bir olasılıkla aynı döneme aitti. Bu eser antikçağda çok popülerdi ve İamblikhos’a kendi Protreptikos’unun malzemesini, Cicero’ya ise Hortensius’un modelini sağlamıştır. Felsefe Üzerine adını taşıyan diyaloğu ise daha geç bir döneme aittir. Bu eserde Aristoteles, insanlığın gelişmesi üzerine büyük ölçüde Platoncu özellikler taşıyan bir açıklama vermekteydi. Yalnızca dünyanın öncesiz ve sonrasız var olduğunu ileri sürmesi yanı sıra İdealar öğretisiyle İdeal Sayılar öğretisine karşı çıkması bakımından Platon’dan ayrılmaktaydı. Bu diyalog Metafizik’in en erken kısımlarıyla hemen hemen aynı döneme aittir. İskender veya Koloniciler (Koloniler?) Üzerine adlı diyalogla Monarşi Üzerine adlı eser, daha geç bir döneme, yani Aristoteles’in Makedonya sarayındaki ikameti dönemine (veya daha da geç bir döneme) aittir. Neredeyse yalnızca adlarını bildiğimiz diğer diyalogları şunlardır: Adalet Üzerine, Şairler Üzerine, Zenginlik Üzerine, Dua Üzerine, Asil Doğuş Üzerine, Eğitim Üzerine, Haz Üzerine, Nerinthos ve Erotikos.

Bu eserler dışında, üç örneği korunmuş olan şiirleri ve mektupları sayılabilir. Bu mektupların bize kadar ulaşan fragmanları arasında Antipater’e yazılanlar en hakiki olanlar gibi görünmektedir.

Ne kaybolmuş notları ne malzeme koleksiyonları ne de yine kaybolmuş bilimsel eserleri hakkında söyleyeceğimiz fazla şey vardır. Zamanında Aristoteles’in olduğuna inanılan iki yüzden fazla eserin adı, üç eski katalogda korunarak günümüze kadar ulaşmıştır. Ancak bu adlar çoğu kez birbirini yinelemektedir ve listelerin, farklı kitaplardan çok farklı el yazmalarını içerdiklerine inanmamız için her türlü neden mevcuttur. Diogenes Laertios’un listesinde yer alan ve ilk bakışta pek tanıdık olmayan bir çok eser, günümüze ulaşan eserlerin kısımlarına işaret ediyor görünmektedir.[24] Bu konuyla ilgili olarak belirtmek gerekir ki, Aristoteles’in mevcut eserlerinin pek çoğu bölünmez bütünler olmayıp, birbirleriyle ilişkili temalar üzerinde bir denemeler toplamıdır ve orijinal birimler, bazen Aristoteles’in kendisi, bazen (Metafizik’te olduğu gibi) yayımcıları tarafından bir araya getirilen bağımsız denemelerdir.[25] Kaybolmuş kitaplarının bazılarına ait uzun fragmanlara eski yazarlar tarafından değinilmiştir. Bu tür durumlarda içerikleri hakkında oldukça doğru bir fikir edinmemiz olasıdır. Bu eserlerden hiç olmazsa bir tanesi, göründüğü kadarıyla düzgünce kısaltılmış olarak günümüze kadar ulaşan eserler arasındaki olası bağlantıları ortaya çıkarmak üzere hiç de sonuçsuz kalmayan bir hayli bilimsel çaba harcanmıştır. Ancak yalnızca günümüze kadar ulaşanlar bile Aristoteles'in geniş edebi etkinliğinin bütünü hakkında olmasa da, ele aldığı çeşitli konuların genişliğine ilişkin oldukça doğru bir fikir oluşturmamıza yeter.

Mevcut eserler içinde önce, en azından altıncı yüzyıldan bu yana Organon ya da düşüncenin aleti olarak bilinen mantıkla ilgili kitaplar grubunu ele alabiliriz. Alışılagelen sıraya göre bunların ilki Kategoriler’dir. Bu kitabın Aristoteles’e ait olduğu kabul edilmemiştir. Bu kitapta genel olarak Aristoteles’e ait olduğu kabul edilen eserlerin herhangi birine açık bir gönderme yoktur. Ancak ilkçağda Aristoteles’e ait olduğu tartışmasız olarak kabul edilmiş[26] ve İS üçüncü yüzyılda yaşayan Porphyrios’tan başlayarak bir dizi şerhçi tarafından gerçekten ona ait bir eser olarak şerhedilmiştir. Aristoteles’e ait olduğuna yönelik kanıtlar Andronikos’a kadar (İÖ birinci yüzyıl başları) geri gitmektedir.[27] Aristoteles’in öğretisi açısından ortaya konan karşı kanıtlar[28] ise kesin değildir ve eserin gerek grameri[29] gerekse üslubu tamamen Aristotelesçidir. Kategorilerden sonra gelenler diye adlandırılanları konu alan son altı bölüm biraz farklı planlanmıştır. Andronikos bunlardan kuşkulanmıştı, çünkü kitabın amacıyla ilgileri yoktu. Yine de Aristoteles’in eseri olmaları olasıdır.

Önerme Üzerine Andronikos’un kuşkulandığı bir eserdir. Bunun nedeni anlaşıldığına göre[30] Ruh Üzerine’ye bir gönderme yapması[31] ama Ruh Üzerine’de buna karşılık gelen bir pasajın bulunmamasıdır. Ancak Aristoteles’e ait olduğu kesin olan eserlerinde de çeşitli biçimlerde açıklanan böyle birçok gönderme vardır. Bu eserin Aristoteles’e ait olduğu yolunda güçlü dış kanıtlar vardır. Theophrastos ve Eudemos’un ikisi de, ona ait olduğunu varsayıyor görünen kitaplar yazmıştır ve Ammonios kuşkulanan tek eleştirmenin Andronikos olduğunu söyler.[32] Sonuç olarak üslubu ve gramerine bakıldığında Aristoteles’e ait olduğunu düşünmek olasıdır. Bunun aksine dair söylenebilecek tek şey, büyük bir kısmının fazla basit olmasıdır. Ancak Aristoteles’in ileri düzeydeki dersler dışında giriş dersleri de verdiği bir gerçektir.[33]

Topikler[34] ve Sofistik Delillerin Çürütülmesi [Sophistic Elenchi] gibi Birinci ve İkinci Analitikler de hiç kuşkusuz Aristoteles’indir. Aristoteles, Sofistik Delillerin Çürütülmesi’ni Topikler adı altında da saymaktadır, bunun nedeni son kısmının bir bütün son kısmının bir bütün olarak Topikler’in epilogu olmasıdır.

Fizikle ilgili kitaplar Aristoteles’e ait olduğu kesin olan bir eserler grubuyla başlar: Fizik, Gökyüzü Üzerine, Oluş ve Yokoluş Üzerine, Meteoroloji. Fizik, önce, ilki I-IV., diğeri V., VI., VIII. Kitapları içeren iki ayrı incelemeden meydana gelmekteydi. Çünkü Aristoteles genellikle ilk gruba Fizik veya Doğa Üzerine kitaplar olarak, ikinciye ise Hareket Üzerine kitaplar olarak gönderme yapmaktadır. Daha sonraki Peripatetikler arasında da bu ayrımın izleri görülür. Ancak Aristoteles Fizik terimini yalnızca bu kitaplara değil, fizik problemleriyle ilgili diğer eserlerine de işaret eden bir terim olarak kullanmaktadır. VII. kitap, eseri gözden geçirdiğinde Eudemos tarafından bir tarafa bırakılmıştır ve daha çok giriş niteliğinde notlardan meydana gelmektedir.[35] Meteroloji’nin IV. Kitabı herhalde Aristoteles’e ait değildir[36] ve kayıp bir kitabın yerine konmuş olabilir.

Aristoteles’in külliyatı içinde bir sonraki eser olan Dünya Üzerine’yi gerçekten Aristoteles’e ait bir eser olarak görmek için hiçbir neden yoktur. Bu kitap aslında, Aristotelesçi olan bir öğretiyi Stoa kökenli öğretilerle bir araya getiren bir popüler felsfee ürünüdür ve özellikle Posidonios’a çok şey borçludur. Büyük bir olasılıkla İÖ 50 yılı ile İS 100 yılları arasına tarihlenebilir.

Bundan sonra gerçekten Aristoteles’e ait olan psikoloji üzerine bir dizi eser gelir: Ruh Üzerine ve Küçük Doğal Şeyler ortak adıyla bilinen diğer eserler, yani Duyu ve Duyusallar Üzerine, Bellek ve Anımsama Üzerine, Uyku Üzerine, Uykusuzluk Üzerine, Uyku Aracılığıyla Yapılan Kehanet Üzerine, Hayatın Uzunluğu ve Kısalığı Üzerine, Hayat ve Ölüm Üzerine, Solunum Üzerine. Yayımcıları Hayat ve Ölüm Üzerine’nin ilk iki bölümüne Gençlik ve İhtiyarlık Üzerine adını vermişlerdir. Aristoteles’in bir başka yerde bu konuyla ilgili bir eser vaat etmiş olmasına rağmen gerçekten yazdığı kuşkuludur. Bu iki bölüm hiç kuşkusuz bu konuyu ele almamaktadır.

Psikolojiyle ilgili eserler dizisinin sonuncusunu oluşturan Tin Üzerine Aristoteles’in değildir; çünkü Aristoteles’in bilmediği atardamar ve toplardamar ayrımını kabul etmektedir. Söz konusu kitap ünlü hekim Erasistratos’un öğretisini yansıtır görünmektedir ve belki İÖ 250 yılı civarına tarihlenebilir.

Psikolojiyle ilgili eserler dizisinin ardından doğa tarihi üzerine bir grup eser gelmektedir. Bu grubun ilk eseri olan Hayvanlar Tarihi’nin X. kitabı sahtedir ve İÖ üçüncü yüzyıldan kalmış olması olasıdır. Hayvanların Tarihi bir olgular derlemesidir. Arkasından Aristoteles’in bu olgulara dayanan teorilerini ortaya koyduğu eserler gelir. bunlardan birincisi, ilk kitabı biyolojiye gelen bir giriş olan Hayvanların Kısımları Üzerine’dir. Hayvanların Hareketi Üzerine de birçok bilgin tarafından, Tin Üzerine’ye yapılan göndermelerden dolayı,[37] sahte kabul edilmiştir. Ama son zamanlarda Aristoteles’e ait olduğu düşünülmeye başlanmıştır. Kitabın üslubu Aristotelesçi’dir ve içeriği de üstada layıktır. Hayvanların Yürüyüşü Üzerine ve Hayvanların Oluşumu Üzerine hiç tartışmasız Aristoteles’indir. Hayvanların Oluşumu Üzerine’nin son kitabı, aynı zamanda Hayvanların Kısımları Üzerine’nin epilogudur.

Biyolojiyle ilgili eserlerin ardından bir dizi sahte kitap gelir. Renkler Üzerine Teophrastos ve Straton’a, İşitilenler Üzerine daha büyük bir olasılıkla Straton’a atfedilmiştir. Physiognomonica (İÖ üçüncü yüzyıl ?) belki her ikisi de Peripatetikçi olan iki eserin birleşmesinden oluşmaktadır. Aristoteles’in külliyatı içinde Bitkiler Üzerine, tarihi en ilginç eserdir. Kendi göndermelerinden Aristoteles’in bitkiler hakkında bir eser yazdığı anlaşılmaktadır. Ancak bu Aphrodisyaslı Aleksandros zamanında kaybolmuştur. Bugün elimizde bulunan ve yazarı büyük bir olasılıkla Augustus çevirisinden yapılan Latince bir çeviridir. Olağanüstü Hikayeler Üzerine adıyla bilinen eğlenceli eser, (1) Theophrastos ve başkalarının biyolojiyle ilgili eserlerinden yapılmış seçmelerle, (2) çoğunluğu Posidonios tarafından Tauromeniumlu Timaios’tan (y. İÖ 350-260) aktarılmış tarihsel seçmeler (bu iki kısım büyük bir olasılıkla Hadrianus’tan daha önceye gitmeyen bir zamanda bir araya getirilmişlerdir) ve (3) büyük bir olasılıkla altıncı yüzyıl kadar geç bir tarihe ait olan bir ekten (y. 152-178) meydana gelmektedir. Görünüşe göre Mekanik erken Peripatetikçi okula -belki Straton’a veya öğrencilerinden birine- aittir. Bu eser kaldıraç, makara ve teraziyi ele almakta ve statiğin bazı temel ilkelerini -virtüel hızlar yasası, kuvvetlerin paralelogramı ve atalet ilkesi- oldukça büyük bir başarıyla sergilemektedir.

Problemler, büyük ölçüde Aristotelesçi öncüllere dayanmakla birlikte geç Peripatetikçi okulun özelliği olan bir materyalizmin sayısız izlerini taşımaktadır. Eser belki beşinci ya da altıncı yüzyıldan daha ileriye gitmeyen bir tarihte, esas olarak Theophrastos’un külliyatından, ancak aynı zamanda geniş ölçüde Hippokratesçi okula ait kitaplardan ve nihayet birkaç durumda da Aristoteles’in elimizde bulunan eserlerinden alınmış matematik, optik, müzik, psikoloji ve tıpla ilgili çeşitli problem derlemelerinin bir araya getirilmesinden meydana gelmiş görünmektedir. Bu eser, Aristoteles’in öğrencilerini yönelttiği çalışmaların ne kadar geniş bir alanı kapsadığını göstermesi bakımından ilginçtir. Bunlar içinde genel olarak en ilginçleri olan Müzik Problemleri, biri en erken İÖ 300, diğeri geç İS 100 yılına tarihlendirilmiş iki derlemeden oluşmaktadır.

De Lineis Insecabilibus [Bölünmez Doğrular Üzerine], her şeyden önce doğrudan Ksenokrates’e karşı yöneltilmiştir ve büyük bir olasılıkla onun zamanından daha sonrasına ait değildir. Öğretisi Theophrastos’unkini andırmaktadır. Simplikios da bu kitabı Theophrastos’a mal etmekteydi; yazarının Straton olduğu bile iddia edilmiştir. Ventorum Situs [Rüzgârların Durumu] genellikle Theophrastos’a mal edilen ve hemen hemen onun zamanından kalma İşaretler Üzerine adlı bir kitaptan yapılmış bir seçmedir. Ksenophanes, Zenon, Gorgias (veya daha doğrusu Melissos, Ksenophanes, Gorgias) büyük bir olasılıkla gerçekten Aristoteles’in yazdığı kitaplara dayanmaktadır. Ancak elimizdeki şekliyle İS birinci yüzyılda yaşamış bir derlemecinin eseridir.

Metafizik’e bu adla yapılan ilk gönderme Şamlı Nikolaos’ta bulunmaktadır. Daha sonra sürekli olarak karşılaştığımıza göre, bu sözcükle, Nikalaos’un yaşça kendisinden daha büyük çağdaşı Andronikos’un Aristoteles’in eserlerini yayımlamaya çalışmasından kaynaklandığını ve yalnızca Andronikos’un Aristoteles’in eserlerini yayımlamaya çalışmasından kaynaklandığını ve yalnızca Andronikos’un yayım faaliyetlerinde fizikle ilgili eserlerden sonraya yerleştirilen eserlerin kastedildiğini düşünebiliriz. Hesykhios’un Aristoteles’in eserleriyle ilgili kataloğu 10 kitaplık bir Metafizik’ten söz etmektedir. Bu büyük bir olasılıkla bizim Metafizik’imizdir. Ancak bunda eksik olan şunlardır: (1) Adı, Metafizik’e orijinal numaralanması tamamlandıktan sonra eklendiğini gösteren a [alfa] kitabı. Bu kitap metafiziğe değil, fiziğe veya genel olarak teorik fiziğe bir giriştir. Karakteri bakımından Aristotelesçidir. Ancak eski bir gelenek onu Eudemos’un yeğeni Pasikles’e mal etmektedir[38] ve bu mal ediş, daha tanınmış bir kişiye mal edişten daha doğru görünmektedir. 10 kitaplık Metafizik’te eksik olan diğer kitap hiç kuşkusuz, (2) Hesykios’un listesinde Sözcüklerin Çeşitli Anlamları Üzerine adıyla tek başına anılan D [delta] kitabıdır. Diğer eksik bir kitap, (3) ilk kısmı yalnızca B G E kitaplarının kısaltılmış bir versiyonu, son kısmı ise Fizik’in II., III. ve V. kitaplarından alınma bir dizi seçme olan K kitabıdır. K kitabının grameri, bazı bakımlardan Aristoteles’çi değildir[39] ve hemen hemen kesin olarak bir öğrencinin tuttuğu notlardan oluşmaktadır.[40] Nihayet on kitaplı Metafizik’te eksik olan son kitap büyük bir olasılıkla, (4) herhangi bir kitaba gönderme yapmayan (ve fiziksel töz üzerine giriş niteliğinde bir açıklamayla birlikte) İlk Neden hakkında bağımsız bir incelemeyi oluşturan L [landa] kitabıdır.

Metafizik’in en eski kısımları büyük bir olasılıkla A D K (ilk kısmı), L ve N kitaplarıdır. K’nın yerini daha sonra B G E kitapları almıştır; (N’nin adha sonraki ve çok farklı bir versiyonu olan) M, N’den önceye yerleştirilmiştir, ve A B G E Z H F I M N kitapları bir bütün olarak işlenmiş ve büyük bir olasılıkla Aristoteles’in kendisine mal edilebilecek çok sayıdaki çapraz göndermeyle birbirleriyle ilintilendirilmiştir.

Daha sonra etikle ilgili bir dizi inceleme gelmektedir; Nikomakhos’a Etik, Magna Moralia ve Eudemos’a Etik. Birçok bilgin Eudemos’a Etik’in Aristoteles’in öğrencisi Eudemos tarafından yazılmış daha sonraki bir eser olduğunu düşünmüştür ancak Nikomakhos’a Etik ve Eudemos’a Etik başlıklarının en doğal açıklaması, Aristoteles’in etik konusunda verdiği iki dersin sırasıyla Nikomakhos ve Eudemos tarafından yayımlanmış olmasıdır.[41] Aristotelesçi gramerin çok ayrıntılı bir incelenişi,[42] Eudemos’a Etik’in gramerinin Aristoteles’e ait olduğu sonucuna götürmüştür. Yakın zamanlarda bu eserin, Protreptikos’tan Nikomakhos’a Etik’e uzanan doğrudan bir gelişme çizgisi üzerinde bulunduğuna işaret edilmiştir.[43]

Büyük bir olasılıkla Metafizik’in eski kısımları gibi, Arisoteles’in 348-345 yılları arasında Assosta’ki ikameti döneminden kalma oldukça eski bir eserdir. Birçok bilginin dikkatini çekmiş ve ustalıklarını sergilemelerine fırsat vermiş bir problem, Nikomakhos’a Etik’in dördüncü kitabına karşılık gelen Eudemos’a Etik’in üçüncü kitabının sonunda, yazmaların, daha sonraki üç kitabın, Nikomakhos’a Etik’in daha sonra gelen üç kitabıyla aynı olduğunu ifade etmeleri ve bundan sonra derhal yedinci kitap diye adlandırdıkları kitaba geçmeleridir. Acaba bu üç kitap, Nikomakhos’a Etik’e mi, yoksa Eudemos’a Etik’e mi, yoksa kısmen birine kısmen diğerine mi aittir? Acaba bu kitaplarda ele alınan konlarla ilgili iki ayrı eser gerçekte var olmuş mudur, yoksa elimizde bulunan versiyon, gerçekte var olmuş tek hali midir? Bu iki soruya hemen hemen olası bütün yanıtlar verilmiş, bu yanıtların bir kısmı da uygun kanıtlarla desteklenmiştir; konu üzerindeki görüşler birbirinden farklıdır. Bu kitaplarla iki eserin diğer kitapları arasındaki paralellikler ve çapraz göndermelerin çoğuna aynı ölçüde geçerli başka bazılarıyla karşı çıkabilir. Bununla birlikte şu noktalar, gerektirdikleri dikkat ve önemle göz önünde tutulmamıştır: - (1) Aristoteles’in eserleriyle ilgili en eski katalog (Diogenes Laertios’un kataloğu), beş kitaptan meydana geldiğini söylediği tek bir Etik olduğunu bildirmektedir. Bu ancak, kuşkulu kitapları hariç olmak üzere, Eudemos’a Etik olabilir. Bundan sonra gelen en eski katalog, on kitaptan oluştuğunu söylediği tek bir Etik’ten söz etmektedir. Bu da ancak kuşkulu kitapları dahil olmak üzere Nikomakhos’a Etik olabilir. Genel olarak düşünüldüğü gibi eğer her iki liste de Hermippos’un otoritesine dayanmaktaysa, kuşkulu kitapların İÖ 200 yılından itibaren, Eudemos’a Etik’e değil, Nikomakhos’a Etik’e atfedildiği görülmektedir. (2,) Eudemos’a Etik’e gramerle ilgili dikkati çeken bazı özellikler vardır; ve bunlar tartışma konusu kitaplarda gözükmemektedir.[44]

O halde bu kitaplar büyük bir olasılıkla Nikomakhos’a Etik’e aittir. Eudemos’a Etik’in de bir zamanlar onlara karşılık gelen bir kısmı olmalıdır. Çünkü, (1) Eudemos’a Etik’te, üç merkezi kitapta ele alınan konunun oldukça farklı bir şekilde ele alındığını varsayar görünen göndermeler vardır ve (2) Eudemos’a Etik’i yakından izleyen Magna Moralia, ilgili bölümünde elimizde bulunan şekliyle üç kitapta olmayan bir konuyu ele almaktadır. Görünüşe göre Magna Moralia, İÖ üçüncü yüzyılın başlarından kalmadır; Theophrastos’un öğretisinden izler vardır ve dili de bazı bakımlardan yenidir.[45] De Virtutibus et Vitiis [Erdemler ve Erdemsizlikler Üzerine] büyük bir olasılıkla İÖ birinci yüzyıla veya İS birinci yüzyıla tarihlenebilecek, Peripatetikçi ettiği Platoncu etikle bağdaştırmaya çalışan bir eserdir.

Politika, tartışmasız olarak Aristoteles’in eseridir. Onu oluşturan kitapların ‘doğru’ sırası hakkında çok tartışma olmuştur. Bununla birlikte, gerçekte, üzerinde bir bütün olarak çalışılmamış olup, bağımsız bir dizi denemeden oluşmaktadır.[46]

Ekonomiler’in ilk kitabı, Politika’nın ilk kitabına ve Ksenophon’un Ekonomi’sine dayanan ve büyük bir olasılıkla Theophrastos veya birinci ya da ikinci kuşaktan başka bir Peripatetik tarafından yazılmış bir incelemedir. Çeşitli mali önlemleri örnekleyen tarihsel olayların derlemesi olan ikinci kitap, büyük bir olasılıkla İÖ 300 civarına tarihlendirilebilir. Yalnızca Latince bir çevirisinde mevcut olan üçüncüsü, Hesykhios’un kataloğunda değinilen Karı ve Kocanın Yasaları ile aynı olabilir. Ancak Aristoteles’in eseri değildir, kısmen İÖ 250-30 yılları arasında yaşamış bir Peripatetikçinin, kısmen de İS 100-400 yılları arasında yaşamış bir Stoacının eseri olduğu düşünülmektedir.

Retorik, ilk iki kitabı itibariyle tartışmasız olarak Aristoteles’in eseridir. Üçüncü kitaba bazen itiraz edilmiştir. Ancak Aristoteles’e ait olduğu yeterince kanıtlanmıştır.[47] Rhetorica ad Alexandrum [İskender’e Nutuk], bazı bilginlerce Aristoteles’in çağdaşı ve yaşça ondan büyük olan Lampsakoslu Anaksimenes’e atfedilmiştir. Ancak, bu kitap Aristotelesçi öğretiden öğeler içermektedir ve büyük bir olasılıkla İÖ üçüncü yüzyılın başlarından kalmadır.[48] Külliyat, gerçekten Aristoteles’e ait olan, ancak parçalar halinde bulunan Poetika ile sona erer. Aristoteles’in kaybolduğuna en çok üzüldüğümüz eseri, 158 Yunan devletinin Anayasalar’ını betimleyenidir. Mutlu bir tesadüf sonucu bunların ilki olan Atinalıların Anayasası 1890 yılında, Mısır’da gün ışığına çıkarılmıştır.

Aristoteles’in günümüze ulaşmış eserlerinin tümünün veya hemen hemen tümünün, genellikle Lise’nin yöneticiliğini yaptığı döneme ait olduğu düşünülmektedir ve doğal olarak aklımıza, yazılı eserlerinin sözlü öğretisiyle ilişkisinin ne olduğu sorusu gelmektedir. Eserlerinin çoğunun taslak halinde ve tamamlanmamış olmasının, yinelemelerin ve konudan ayrılmaların, yayımlanmak için hazırlanmış eserler olmayıp ya Aristoteles’in kendi dersleri için hazırlandığı ya da öğreticileri tarafından derslerinde tutulmuş notlar olmalarından ileri geldiği öne sürülmüştür. Son varsayım çeşitli nedenlerle bir tarafa bırakılmıştır. Çünkü öğrenci notlarının, elimizde bulunan eserlerde görüldüğü ölçüde tutarlı ve anlaşılabilir bir sonuç verebileceğini veya farklı öğrenciler tarafından tutulan notların (tek bir öğrencinin tüm külliyatın sorumlusu olduğunu varsaymak güçtür) böylelikle bir üslup birliğini sağlamış olabileceğini kabul etmek zordur.[49] Öte yandan bu eserlerin Aristoteles’in kendisinin dersleri için hazırladığı kabataslak notlardan başka bir şey olmadığını düşünmek de olası değildir. Kitaplarından birinin bir pasajı gerçekten açık olarak böyle bir özellik göstermektedir.[50] Kısa ve özlü oluşun belirsizlik noktasına kadar götürüldüğü başka kitaplarının da[51] böyle bir kökeni olması olasıdır.[52] Ancak eserlerin büyük bir çoğunluğu böyle değildir. Bunlar, yalnızca derslerde anlatılacak şeyleri anımsatmak için alınan kabataslak notlar olamayacak kadar kusursuz bir ifade tamlığına ve edebi biçimle ilgili bir özene sahiptir. Aristoteles’in okuyuculara değil, dinleyicilere hitap ettiğinin kanıtı olarak iki pasaj alıntılanmıştır, ama hiçbiri ikna edici değildir[53] Öte yandan Aristoteles’in yazılı eserlerinin birçoğuyla Lise’de der vermesi arasında sıkı bir ilişki olduğu kesindir.[54] Aristoteles, derslerini vermeden önce onları tam olarak kâğıda dökmüş olabilir ve yazılı eserleri bu anlamda dersleri olabilir. Ancak derslerini daha serbest bir biçimde vermiş olması olasıdır ve elimizde bulunduğu şekilleriyle kitapları, kendisi tarafından dersleri kaçıranların daha sonra kullanabileceği notlar olarak yazılmıştır. Bu anlamda, öğrencilerinin belleklerinin ya da tuttuğu notların sağlayabileceğinden daha eksiksiz bir biçimde Aristoteles’in görüşlerinin ifadesi olarak alınabilirler. Bunlarda gözlemlenen yinelemeler veya bazı küçük görüş farklılıkları, Aristoteles’in hiçbir konuyu tamamen olmuş bitmiş bir tarzda ele almaması, sürekli yeniden dönmesiyle açıklanmalıdır. Beceriksiz bir yayımcılık, üstadın yazdığı şeylerden hiçbirini feda etmeme arzusunun bir sonucu olarak aynı konu üzerindeki düşüncesinin iki üç farklı biçimini korumuş olmalıdır.

Günümüze kadar ulaşan eserlerinin pek çoğuyla Aristoteles’in Atina’daki ikinci ikameti (y.335-323) arasındaki olası ilişki, hem eserlerin kendisinde hemde o dönemde alınmış notların bütün ayrıntılarında doğrulanmaktadır. Rastlantısal göndermeler – Thebai yoluyla Atina, deniz yoluyla Aigina, Dionysos ve Thargelia festivalleri, Aktör Theodorus’un sesini kullanma biçimiyle ilgili sözleri[55] - Aristoteles’in karşısında Atinalı dinleyicilerin olması gerektiğini göstermektedir. Taç takımyıldızının konumuyla ilgili gözlemi, Pella’nın enleminden çok Atina’nınkiyle uyuşmaktadır.[56] Aristoteles’in Lise’yle ilgili olarak söylediği şeyler Atina’daki birinci ikamet döneminden çok ikincisiyle ilgili görünmektedir.[57] Tarihi olaylara yapılan göndermeler de aynı yöndedir. Aristoteles Meteoroloji’de Nikomakhos’un arkontluk dönemine (341) gönderme yapmaktadır.[58] Politika’da Philippos’un öldürülmesinden (336) söz etmektedir.[59] Retorik 338-336 yılları arasındaki olaylara gönderme yapmaktadır.[60] Atinalıların Anayasası 329-328’den daha önceye ait olamaz.[61] Metafizik’in gönderme yaptığı Kallippos’un astronomik teorilerinin 330-325’den daha önceki bir tarihe ait olması zordur. Öte yandan Meteorologica 371 a31, Efes tapınağı yangından (356), Politika 1312 a10, II. Dionysios’un Dion tarafından Sicilya’dan kovulmasından (357-6), nün [şimdi], yani eserlerin yazılıdğı tarihlerde meydana gelen olaylar olarak söz etmektedir. O halde bu eserler Aristoteles’in ilk ikameti sırasında kaleme alınmaya başlanmış olmalıdır.

Aristoteles’in eserlerinin psikolojik olarak en olası yazılış sırasının ne olduğunu kendimize sorarsak vereceğimiz yanıt, bunların Platon’un etkisinden yavaş yavaş sıyrılmasıyla ilişkili olacaktır. Bu fikri kılavuz olarak alıp, elimizde bulunan tarihle ilgili küçük ipuçlarını değerlendirdiğimizde, Aristoteles’in önce Platon’u örnek alıp diyaloglar yazmakla işe başladığını söyleyebiliriz. Ancak bu diyalogların sonuncusundan itibaren Platon’un Formları duyusal şeylerden ‘ayırmasına’ karşı itiraz hissedilmeye başlanır. Diyaloglar esas olarak büyük bir olasılıkla Akademi’nin üyesi olduğu döneme aittir. Günümüze ulaşan eserlerinden büyük ölçüde Platoncu özellikler taşıyanlar –Organon,[62] Fizik, Gökyüzü Üzerine, Oluş ve Yokoluş Üzerine, Ruh Üzerine’nin üçüncü kitabı, Eudemos’a Etik, Metafizik’in ve Politika’nın en eski kısımlarının ilk biçimleri[63]- Aristoteles’in Troads, Lesbos ve Maekdonya’da ikaemt ettiği dönemlere aittir. Bunlara büyük bir olasılıkla Hayvanların Tarihi’nin en eski kısımlarını eklememiz gerekir. Araştırma eserlerinin geri kalanı -Meteoroloji, psikoloji ve biyoloji üzerine eserler, Anayasalar derlemesi ve haklarında adlarından başka pek bir şey bilmediğimiz diğer büyük tarihsel araştırmalar- ikinci Atina dönemine aittir. Nikokakhos’a Etik, Politika, Retorik ve orta dönemde başlanmış diğer eserlerin tamamlanması da bu döneme aittir.[64] Diyebiliriz ki, eserinin genel hareketi, ötedünyacılıktan doğa ve tarihe ilişkin somut olaylara karşı gösterilen yoğun bir ilgi ve ‘form’un ve dünyanın anlamının ‘madde’nin dışında değil, ancak içinde gerçekleşmesinde bulunabileceğine ilişkin inanç yönündeydi.



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Aristoteles’in hayatıyla ilgili temel kaynağımız Diogenes Laertius’tur (İS üçüncü yüzyılınbaşı). Halikarnassoslu Dionysios’un (olgunluk dönemi İÖ30-8) Ammaios’a yazdığı Birinci Mektup’ta da biraz bilgi vardır. Öteki eski biyografileri yeni Platoncu veya Bizans döneminden kalmadır. Diogenes’in kronolojisi büyük ölçüde Atinalı Apollodoros’un (olgunluk dönemi İÖ 144) otoritesine dayanmaktadır.

[2] Bernays ve W. Von Humbold tarafından.

[3] Krş. Wiliamowitz-Möllendorff, Aristoteles und Athen, I. 311.

[4] Anatom. Administr. ii.. ı, cilt ii, 280, 280 K.

[5] Örneğin Metafizik 990 b16

[6] Nikomakhos’a Etik 1096 a11-17. krş. Politika 1265 a10-12

[7] Örneğin Gökyüzü Üzerine I., II.; Hayvanların Kısımları Üzerine I.; Metafizik Λ.; Nikomakhos’a Etik X; Politika VII., VIII.

[8] Örneğin Metafizik 992 a32

[9] Değinilen diğer yerler Antandria, Arginusai, Lekton, Pordoselene, Prokonnesos, Skamandros, Sigeion, Ksanthos, Hellespontos [Çanakkale Boğazı], Plopontis’tur [Marmara Denizi]. Krş. Thompson’un Hayvanların Tarihi çevirisi, s. Vii; a.g.y., Aristotle as a Biologist, 12.

[10] [Panathenaicus] 12, 18 vd.

[11] Aristoteles vasiyetinde işlerinin yönetimini Antipater’e bırakmıştır. Ancak bu, yasal koruma istemenin alışılagelen biçiminden başka bir şey değilmiş gibi görünmektedir.

[12] Platon, Euthyphron 2 a; Lysis 203 a; Euthydemos 271 a.

[13] Teophrastos’un vasiyetinde (Diogenes Laertios, V. 51) to mouseion ve to hieron (büyük bir olasılıkla Musalara ve Apollon’a adanmış kutsal yerler) ve büyük ve küçük bir stoa veya loggia sözcüklerini görmekteyiz.

[14] Gezimciler [Peripatetikler] sözü buradan gelmektedir.

[15] Prof. Henry Jackson (J. Of P. XXXV. 191-203) Aristoteles’in eserlerine dayanarak ders verdiği salonun ve derslerin kendilerinin bazı ilginç özelliklerini yeniden kurmuştur.

[16] Balekesley, Life of Aristotle, 63.

[17] Sof. Del. Çür. 183 b34-184 b3.

[18] Pseudo-Ammonios, Aristotelis Vita.

[19] F. Studniczka, Ein Bildnis des Arist.’de (Leipzig, 1908) bize kadar ulaşmış olan bir grup heykelde Aristoteles’in temsil edildiğine inanmakta ve bununla ilgili inandırıcı kanıtlar vermektedir.

[20] Bu liste, Andronikos (İÖ birinci yüzyıl başları) tarafından düzenlenen listeye dayanmış olamaz. Çünkü Andronikos’un listesinde mevcut olan ve bugün elimizde bulunan birçok eseer değinmemektedir. Andronikos’un listesini tamamlayan bir şey olarak da ele alamayız. Çünkü bu listede geçen bazı eserleri de anmaktadır. Büyük bir olasılıkla bu, İÖ 200 civarında, Andronikos’un yayımladığı eserlerin çoğunun unutuludğu bir zamanda, Hermippos tarafından düzenlenmiş listeyi yineleyen ya da temel alan bir listedir.

[21] Acad. 2. 38. 119.

[22] 10. I. 83.

[23] Bunun büyük bir diyalog mu, yoksa kesintisiz bir konuşma mı olduğu çok tartışılmıştır. Kanıtlar osn görüşü testekler gibidir.

[24] Örneğin, 31, 32, 53, 57-60 numaralı eserler (Rose, Aristotelis Fragmenta, 1886) büyük bir olasılıkla Topikler’in kısımlarına ve 36 numaralı eser Metafizik’in Δ [delta] kitabına işaret etmektedir.

[25] Bu nokta Jaeger tarafından, Aristoteles’in eserlerinin yazılış tarzı hakkında en mükemmel tartışma olan Entstehungsgeschichte der Metaphsik des Aristoteles’de (148-163) iyi bir biçimde ortaya konmuştur.

[26] Schol. 33 a28 vd.’da (Aristoteles’in Berlin baskısı, cilt IV) gönderme yapılan adı bilinmeyen bir eleştirmen hariç.

[27] Onun Kategorilerden sonra gelenleri reddetmesi örtük olarak bu anlama gelmektedir. Schol. 81 a27 vd. Ammonios (Schol. 28 a40), Theophrastos ve Eudemos’un Aristoteles’i örnek alıp Kategoriler yazdığını söylemektedir.

[28] En son kanıtlar E. Dupréel tarafından Arch. f. Gesch. d. Phil., XXII, 230-251’de ileri sürülenlerdir. Dupréel haklı olarak, bu kitabın, Aristoteles’in problemleri tartışırken hep izlediği yöntemden tamamen farklı olan kuru, dogmatik, kesip atıcı üslubuna dikkat çeker. Ben kendi payıma (Önerme Üzerine ve Birinci Analitikler’in birçok pasajında da karşılaştığımız) bu özellikleri Aristoteles’in mantığı, bilim ve felsefeye bir giriş incelemesi olarak görmesi olgusuyla açıklamak eğilimindeyim. Daha düşük düzeydeki öğrencilere seslenen kitaplar doğal olarak anlatım biçimlerinde daha dogmatiktir.

[29] Aristoteles’in ve sahte-Aristotelesçi eserlerin gramerlerinin ayrıntılı bir incelemesi Eucken’de (De Aristotelis Dicendi Ratione ve Übür den Sprachgebrauch des Aristoteles) bulunmaktadır (sırasıyla takıların ve edatların kullanımına dair).

[30] Schol. 97 a20.

[31] Önerme Üzerine 16 a8.

[32] Schol. 97 a13.

[33] Eserin gerçekten Aristoteles’e ait olduğu H. Maier tarafından ayrıntılı ve başarılı bir biçimde savunulmuştur: Arch. f. Gesch. d. Phil. XIII, 23-71. Maier 16 a8’deki göndermenin 16 a13’e aktarılması gerektiğini ve bunun ruh Üzerine III. 6 ile ilgili olduğunu ileri sürmektedir.

[34] Belki V. kitabı hariç.

[35] Belki bir öğrenci tarafından tutulmuştur. Krş. Eucken, De.Ar.Dic.Kat., 11.

[36] Son zamanlarda bir eleştirmen tarafından Straton’a atfedilmiştir.

[37] 703 a10. Bay Farquharson, çevirisinde, bu göndermenin ilgili olabileceği birçok başka esereişaret etmektedir.

[38] Schol. 589 a41.

[39] Eucken, De.Ar.Dic.Rat. 10, 11.

[40] Aleksandros yalnızca ilk kısmını şerhetmiştir.

[41] Aleksandros bize Metafizik’in de aynı şekilde Eudemos tarafından yayımlandığını söylemektedir (Schol. 760 b20). Krş. Asklepios (Schol. 519 b38).

[42] Eucken.

[43] Jager, Arist., 237-270; krş. Case, Enc. Brit.11 II. 512-515.

[44] Krş.Eucken, De Ar.Dic.Rat., 9, 34; Sprachgeb. Des Ar.10.Belki bu özellikler Eudemos’tan kaynaklanmaktadır.

[45] Von Arnim’in bu kitabın Aristoteles’in etikle ilgili üç eserinden en eskisi olduğu görüşü dikkatli bir inceleme gerektirmektedir. (krş.s.XXX vd.)

[46] Krş.burada s.XX, XXX vd.

[47] Diels III.kitabın, başlangıçta ayrı bir eser olduğunu, büyük bir olasılıkla Diogenes’in listesinde Peri Legeos adıyla işaret edilen eser olduğunu göstermiştir. (Abh. D. preuss. Akad.1866).

[48] Bay Case, Enc.Brit.11 II.516’da, bunun Retorik’ten once gelen ve gerçekten Aristoteles’e ait bir eser olduğunu ileri sürmekte ve eğer Retorik’ten once ise, Aristoteles’in eseri olması gerektiğini, dolayısıyla Anaksimenes’in eseri olamayacağını göstermektedir. Ancak dili bazı acılardan Aristoteles’ten daha sonraki bir tarihe gitmiş gibi görünmektedir.

[49] Fizik VII. Metafizik a K, öğrencilerin Aristoteles’in derslerinde tutmuş oldukları notlar olabilir.

[50] Bir başka esere tek bir gönderme yapan ve iki yerde (1069 b35, 1070 a4) bundan sonra ele almamız gereken nokta şudur’ cümlesini içeren Metafizik L. 1.-5. kitaplar. Krş.Birinci Analitikler 24a10-15.

[51] Örneğin Ruh Üzerine III.

[52] Prof.H.Jackson, Aristoteles’in eserlerinde, der veren kişilerin alışkanlık haline gelmiş yöntemlerinden birçoğunun varlığını gayet iyi bir biçimde ortaya koymuştur.: J. of Phil. XXXV.196-200.

[53] a) Sof.Del.Çür.184 b3-8. ‘Sizin hepinizin ya dinleyicilerin tümünün,’ dersi takip edenleri, kendilerine hitap edilen daha geniş bir çevreden -görünüşe gore okuyuculardan- ayırmaktadır. b) Nikomakhos’a Etik 1104 b18, ‘Önceki gün söylediğimiz gibi.’. Ancak buradaki ‘önceki gün’ sözcüğü aynı zamanda ‘biraz önce’ anlamına da gelebilir.

Bütün eserler içinde Nikomakhos’a Etik, dinleyicilere en fazla gönderme yapan eserdir (1095 a2 vd., 12, b4, 1147 b9, 1179 b25).

[54] Fizik, elyazmalarında ‘Fizik Dersi’ ve Politika da bazen ‘Politika Dersi’ olarak adlandırılmıştır.

[55] Fizik 202 b13; Metafizik D. 1015 a25, 1025 a25, 1023 b10; Retorik 1404 b22. Krş. Politika 1336 b28, Poetika 1448 a31.

[56] Meteoroloji 362 b9. Ancak bu pasajın Aristoteles’e ait olduğundan kuşku duymak için nedenler vardır.

[57] Kategoriler 2 a1; Fizik 219 b21; Retorik 1385 a28. Ancak ilk iki pasajda Lise’nin agora’yla [pazar yeri] birlikte anılması, Sokrates’in sevdiği gezinti yerlerini anımsatmaktadır. O halde örnek olarak bu yerlerin seçilmesi Aristoteles’in Lise’yi kurmasından önce olabilir.

[58] 345 a1.

[59] 1311 b1.

[60] 1397 b31, 1399 b12.

[61] Bkz. bölüm 54. 7.

[62] Topikler, IIVII. 2, VII. 3-5, I., VIII sırasıyla kaleme alınmış olabilir. H. Maier Syllogistik des Aristoteles’inde bu sırayı vermektedir; II. 2, 78, not 3. Eserin en büyük kısım (II-VII. 2) esas olarak ideaların Platoncu döngüsü çerçevesindedir. F. Solmsen Entwicklung der Aristotelischen Logik und Rhetorik’te, Aristoteles’in önce (Topikler’de) bir diyalektik mantığını, sonra (İkinci Analitikler’de) bir bilim mantığını, nihayet (Birinci Analitikler’de) gerek diyalektiğe gerekse bilime uygulanabilir bir formel mantık geliştirdiğini ileri sürmektedir. Krş. J. L. Stocks, Class, Qu. XXVII (1933), 115-124. bu görüş bazı bakımlardan çekicidir, ancak doğru olmasının ortaya çıkaracağı açık sonuçlar bakımından yeteri derecede incelenmemiştir. Eğer İkinci Analitikler, Birinci Analitikler’den önce yazılmışsa, bunlar daha sonra hayli gözden geçirilmiş olmalıdır. H. Maier, Arch. f. Gesch. d. Phil. XIII, 23-72’de Önerme Üzerine’nin mevcut eserler içinde en sonuncusu olduğu ve Aristoteles tarafından bitirilmeden bırakılıdğı görüşünü savunmaktadır. Ancak Case, Enc, Brit.11 II. 511 vd.’nda Önerme Üzerine’deki yargının analizinin Birinci Analitikler’deki yargının analizinden daha ilkel olduğunu ve Platon’un Sofistler 261 vd.’nda bulunan yargı hakkındaki analize daha fazla benzediğini göstermektedir.

[63] Yakınlarda Politika’nın kitaplarının birbirlerine göre zamansal öncelik-sonralık sıraları üzerine tartışmalar olmuştur. Tartışanlar W. Jaeger (Aristoteles, 6. bölüm) ve H. Von Arnim’dir (Zur Entstehungsgeschichte der Aristotelischen Politik). Jaeger III, II, VII, VIII; IV, V, VI; I sıralamasını, von Arnim ise I, III; IV, V; VI; II; VII, VIII sıralamasını ileri sürmüştür. Buna Von Arnim’i izleyen B. Hochmiller’in (Opuscula Philologa, 1928) ve bir bütün olarak Jaeger’i izleyen A. Mansion’ın (Revue Neo-Scholastique de Philosophie, XXIX, 1927), J.L. Stocks’ın (Class, Qu, XXI, 1927, 177-187), E. Barker’ın (Class, Rev, XLV, 1931, 162-72), A. Rosenberg’in (Rh. Mus. LXXXII, 1933, 338, 361) ve W. Siegfried’in (Philol., LXXXVIII, 1933, 363, 391) tartışmalarını eklemek gerekir. Bu tartışmaların incelenmesi beni VII., VIII. kitapların IV., V. ve VI. kitaplardan önce ortaya çıkmış olduğunu düşünmeye götürmektedir. Ancak I., II., III. kitaplardaki üç bağımsız incelemenin diğeri kitaplarla ilişkisi şüpheli olarak kalmaktadır. Sorun burada ele alınamayacak kadar karmaşıktır. Krş. S. XXX vd.

[64] Jaeger’in Aristoteles’inde bu sıralama için getirdiği parlak kanıtlama bana ikna edici görünmektedir.



Kaynak: world-wide-web

 

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Aristoteles


(İÖ 384-İÖ 322)

 Aristoteles'in babası Nikomakhos Büyük iskender'in büyükbabası Makedonya kralı III. Amyntas'ın saray hekimiydi. Genç Aristoteles böylece tıbbın öncüsü Hipokrates'e değin geri giden ve tıbbın kurucusu Sağlık Tanrısı Asklepios'tan kaynaklanan uzun bir doğabilim geleneği içnde yetişti. Düşünsel gelişimi içinde doğal olayların gözlemlenmesine verdiği önem ve Atina'da kendi kurduğu okulda(Lykeion) hekimlik eğitiminin yar alması onun gençliğinde ağır bir eğitimden geçtiğini gösterir Babası ölünce Aristoteles İÖ 367'de henüz 17 yaşındayken Platon'un Atina'daki Akademia'sına gönderildi. Orada 20 yıl Platon ile birlikte felsefe dialoglarında bulundu. İÖ 347/348 'de Platon'un ölmesi üzerine Akademia'nın başına yeğeni Speusippos geçti. Aristoteles'de bazı araştırmacılara göre bu göreve atanmadığı için bazılarına görede o sıralarda Makedonya'ya karşı bir siyasal havanın egemen olmasından dolayı Atina'dan ayrıldı.
                                                                                        
Düşünsel gelişiminin ikinci döneminde Aristoteles arkadaşı Khalkedonlu Ksenokrates ve sonraki belli başlı izleyicilerden Erosos'lu Theophrastos ile birlikte o sıralarda yeni kurulmakta olan Assos kentinde(bugün Batı Anadolu'da Behramkale) yeni bir akademi oluşturdu. Burada hükümdar Hermeias'ın öğretmeni ve onun yeğeni ve evlatlığı Pythias ile evlendi. Pythias bir kız çocuk doğurduktan sonra ölünce Aristoteles Herpyllis ile evlendi. Aristoteles Assos'da mutlu geçirdiği anlaşılan üç yıldan sonra yakındaki Lesbos(Midilli) Adasının başkenti Mytilene'ye yerleşti. Ve orada adanın yerlisi olan öğrencisi Theophrastos ile birlikte Akedemia'ya benzer bir felsefe çevresi kurdu. Doğabilim araştırmalarına daldı. Düşünsel gelişmesi içinde astronomi ve buna bağlı kuramsal çalışmalardan ayrılarak yeryüzüne özelliklede biyolojiye ilgi duyması bu döneme rastlar.
İÖ 343-342'de Makedonyalı II. Philiphos Aristoteles' i Pella'daki başkentine 13 yaşındaki oğlu İskender'e öğretmenlik etmeye çağırdı. Üç yıl kadar süren bu eğtimde Aristoteles İskender'e ağırlıkla Homeros'u tiyatroya dayalı sanatı ve ayrıca politikayı konu alan bir öğrenim programı uyguladı. Siyasete olan ilgiside bu dönemde yoğunlaştı. Ama İskender'in siyasal görüşlerinin Aristoteles'inkilerden çok fazla etkilendiği söylenemez. Ayrıca İskender'in kurduğu büyük imparatorluk düşünsel olarak aristoteles'in kent devleti(polis) anlayışını temel alan siyaset görüşüne uygun değildir.
İÖ 339'da doğum yeri olan Stagiros'a dönen Aristoteles İÖ 335'te yeniden Atina'ya gitti. Bu sırada Speusippos ölmüşAkademia başsız kalmıştı. Ama Akademia'lılar Aristoteles yerine Ksenokrates'i başkan seçince o da kent dışında Apollon Lykeion'a adanan kutsal koruluk içinde bazı binalar kiralayarak kendi okulunu kurdu.

İÖ 323'te Büyük iskender ölünce Atina'da makedonya'ya karşı eğilimler yeniden ortaya çıktı. Ve Aristoteles 20 yıl önce yazdığı bir şiir nedeniyle en büyük suç sayılan dinsizlikten yargılandı. Suçlu bulunacağı kesinlik kazanınca izleyicileriyle birlikte Atina'nın kuzeyindeki Eurips boğazında Khalkis'e gitti. Aristoteles bir yıl sonra bir mide rahatsızlığndan öldü.

Aristoteles öteki bilimler için bir alet olarak gördüğü mantık biliminin kurucusu kabul edilir. Aristoteles mantığı insanı ayırt eden en önemli yanının dil olduğu us(logos) sahibi olmasının söz edebilen bir varlık olmasına dayandığı görüşünden yola çıkar. Böylece mantık Aristoteles'in kendi kullandığı terimle çözümlemedir. Aristotelis'in mantık bilimi ile birlikte felsefe tarihine en özgün katkısını oluşturan metafizik aslında kendi kullandığı bir ad değildir. Bu bigi dalı Aristoteles'e göre varlığı varlık olarak ele alan ve onun ne liğini araştıran felsefe dalıdır. Aristoteles bu bilgi dalının tek özgür bilim olduğunu çünkü kendinden başka bir amacı bulunmadığını söyler bunu insanın doğal olarak merak güdüsünün ürünü olduğunu vurgular. Bilimleri türleri açısından sınıflandıran Aristoteles temelde üç kuramsal bilimden söz eder. Metafizik Matematik ve fizik. Bunların dışında pratik bilimler belli bir amaç için işlenen bilimler vardır. Bunlarda tutum ve eylemleri konu edinen etik ve politika ile üretime yönelik yapılmış ve yazılmış sanatların bilimleridir. Varlığın sürekli ve bitmeyen bir evren içinde ne'liğini ve çeşitliliğni ele alan Aristoteles bütün varlıkların ve değişimlerinin mantıksal olarak geriye ***ürülmesi biçiminde geliştirdiği "neden" görüşüyle bunların en son nedeni olarak bir hareket etmeyen hareket ettirici ve "ilk neden" düşüncesine ulaşır. Bu kavram ve ona ulaşan usavurma zinciri sonraları hem hıristiyan hem müslüman düşünürlerce tanrının varlığının kanıtı olarak kullanılmıştır.

ARİSTOTELES (II)


Bilginlerin öğretmeni Bilimlerin haritasını çıkaran bilgin Mantığı formüle eden filozof...

Filozof kavramını tam anlamıyla dolduran döneminin tüm bilgi alanlarını özümsemiş bir kişilik Aristoteles .

M.Ö . 384 de Trakya-Stagerios’ta doğan Aristoteles ’in büyükbabası Makedonya Kralı I.Amyntas’ın saray hekimiydi.

Babasından akıl almaz bir servet kalan Aristoteles ’in gençlik yıllarının oldukça uçarı geçtiğini belirtiyor kaynaklar.

M.Ö. 367 de Atina’ya gitti. Ve yaşamı değişti .20 Yıl boyunca Platon ’un öğrencisi oldu. Çalışmadan düşünmesine olanak sağlayacak yeterinden fazla parası vardı. Yapıtına bakılınca bunun hakkını verdiğini söylemeliyiz.

Sokrates’in ölümü Aristoteles için iyi olmadı. Sonuçta bir Makedonyalı idi ve o sırada Atina’da Makedonyalılar pek sevilmiyordu.

Atina ‘dan Assos’(Çanakkale-Behramkale)a gitti. Platon’un eski öğrencisi Hermias çağırmıştı onu.

Bir süre Midilli de kaldı. M.Ö.343 ‘de Makedonya Kralı II.Filipos Aristoteles ’i geleceğin Büyük İskender ’ine eğitmen olarak seçti.

Atina’ya tekrar dönerek Likeion’u kurdu. Burada 12 yıl ders verdi. Büyük İskender’in 323 de ölmesinden sonra dinsizlik suçlamasıyla karşılaştı. Atina’dan kaçmak zorunda kaldı. 322 de Khalkis’te öldü


Aristoteles'in temel eserleri mantık ve bilgi kuramı üzerine altı incelemeden oluşan Organon doğa felsefesini açıkladığı Gökler Üzerine Fizik ve Varlığa Geliş ve Yokoluş Üzerinedir. Psikoloji konusundaki iki temel eseri Hayvana Dairle Parva Naturalia olan Aristoteles'in varlık konusundaki ünlü eseri Metafiziktir. Siyaset felsefesi alanında Politikayı estetik alanında Poetika ve Retoriki yazmış olan filozofun ahlak alanındaki temel kitabı Nikomakhos'a Ahlaktır.

Temel İlkeleri: Aristoteles'in bir filozof olarak en önemli özelligi onun sağduyuya olabildiğince yakın bir düşünür olmasıdır. Hem Platon'un İdealarına ve hem de Demokritos'un maddi atom görüşüne karşi çikan Aristoteles hem ahlaki değerleri teminat altına alacak bir teori ve hem de bilimsel doğruları ortaya koyacak bir kuram bilime ve ahlaka hakkını verebilmek için atomlar veya İdealar benzeri gözle görülemez varlıkların varoluşunu öne sürmeyecek bir teori arayışı içinde olmuştur. Onun bulduğu çözüm töz ögretisidir. Buna göre tözler tüm özellikler için dayanak olan nihai gerçeklik ve öznelerdir. Söz konusu nihai gerçeklikler somut şeylerdir ve somut şeyler için de Aristoteles'in gözde örnekleri biyolojik bireylerdir. Tözler nihai gerçekliklerdir zira tözler varolmadığı takdirde başka hiçbir şey tözün özellikleri olarak tümeller de varolmayacaktır.

Bu varlık ögretisiyle Aristoteles Platon'un İdealarının onun yanlışlıkla bireyler olarak gördüğü tümeller olduğunu öne sürer. Tümeller gerçekten de vardırlar fakat onlar varoluşları için tikel nesnelere bireysel şeylere bağlıdırlar. Gerçekten varolanlar tümeller değil de ağaçlar ve kediler benzeri dış dünyada karşılaştığımız nesnelerdir.
 Mantık

Aristoteles mantık alanında mantık çalismalarina ondokuzuncu yüzyıla kadar temel olmuş bir mantık sistemi kurmuştur. Mantığı her türden bilgi edinme süreci için bir araç olarak gören Aristoteles'in mantığının en önemli yönü 'belli şeyler kabul edildiğinde başka şeylerin onlardan zorunlulukla çiktigi' bir konuşma olarak tanımlanan tasımdır. Aristoteles bir önermedeki öznenin yüklemine on farklı şekilde bağlandığını gösteren on kategoriden söz eder. Onun mantığı yalnızca insan zihnindeki düşünce faaliyetlerini betimlemekle ve dile ilişkin gramatikal bir analiz sağlamakla yetinmeyip aktüel şeyler arasındaki ilişkilerle ilgili bir kuramı ifade eder.


Bilgi

Aristoteles'e göre bilgi tümel olanın formun bilgisidir bu nedenle yargıda dile getirilebilir olan bir bilgi formlar arasındaki özsel bağlantılara ilişkin bir kavrayıştan meydana gelir. Aristoteles'in gözünde bir şey hakkında doğru bir bilgiye sahip olmak o şeyi türler ve cinsler hiyerarşisi içinde bir yere bir tür ve cins içine yerleştirebilmek ve dolayısıyla neyin onun için özsel olduğunu bilebilmektir; bu ise özsel tanım yoluyla olur. Aristoteles'e göre bir şeyin özünü vermek o şeyin nedenine ilişkin bir açıklama ortaya koymaktır. Bundan dolayı Aristoteles bir şeyin nedenini ortaya koyabildiğimiz zaman ilk elden gerçek bilgimiz olduğunu söyler. Bir şeyin nedenini vermek ise o şeyin özünün ilk ilkelerden başlayarak tanıtlanmasını içerir; bilimin işlevi budur.

Metafizik


Onda metafizik var olanı var olmak bakımından ele alan var olan bir şey olmanın ne anlama geldiğini araştıran bilimdir. Onun metafiziği çok büyük ölçüde mantık konusundaki görüşlerine ve biyoloji alanındaki çalismalarina dayanır. Buna göre mantıksal bakış açısından 'var olmak' onun gözünde hakkında konuşulabilecek ve tam olarak tanımlanabilecek bir şey olmaktır. Buna karşin biyoloji alanındaki çalismalari açısından 'var olmak' dinamik bir süreç bir değişme süreci içinde olmak anlamına gelir. Şu halde 'var olmak' Aristoteles için bir şey olmak anlamına gelir. Bundan dolayı ona göre gerçekten var olan Platon'da olduğu gibi tümeller değil de bireylerdir 'şu' diye gösterdiğimiz belirli bir doğaya sahip olan varlıklardır. Onlar Aristoteles'in mantıkla ilgili eserlerinde sözünü ettiği nicelik nitelik ilişki yer gibi kategorilerin temel nitelik ya da yüklemlerin kendilerine yüklenebildiği öznelerdir.

İşte Aristoteles kendisine tüm kategorilerin yüklendiği bu özneye 'töz' adını verir. Onda var olmak belirli türden bir töz olmaktır. Töz aynı zamanda dinamik bir sürecin ürünü olarak ortaya çikan bireysel varlık olarak da tanımlanır. Bu bakımdan ele alındığında metafizik varlığıyani var olan tözleri ve tözlerin nedenlerini yani tözleri varlığa getiren süreçleri konu alıp araştıran tüm varlıkların temelindeki temel bilimdir.

Aristoteles'te töz bir madde ve bir formdan meydana gelir. O her ne kadar maddeyle formu birbirinden ayırsa bile doğada bizim hiçbir zaman maddeden yoksun bir formla da formdan yoksun bir maddeyle de karşilaşmadığımızı belirtmeye özen gösterir. Varolan herşey somut bir birey olarak varolur ve herşey maddeyle formun bir birliği olarak ortaya çikar. Şu halde töz form ve maddeden meydana gelen bileşik bir varlıktır. Bundan dolayı Aristoteles'te ayrı formlardan duyusal dünyanın dışında olan bir İdealar dünyasından söz etmek olanaklı değildir. Form ayrı bir yerde değil de bu duyusal dünyada ve tözün bileşenlerinden biri olarak varolur.

Madde ve form ayrımı Aristoteles'e göre doğada varolan herşeye uygulanmak durumunda olan bir ayrımdır. Aristoteles'te bileşik tözleri meydana getiren madde ve formdan yalnızca form şeylerdeki bilinebilir ögeye karşilık gelir. Maddenin şeylerin insan zihni tarafından ayırd edilemeyen yapıdan ve belirlemeden yoksun bilinemez bileşeni olduğu yerde form insan zihni tarafından bilinebilen yani tasvir edilebilen tanımlanabilen sınıflanabilen ve başkalarına aktarılabilen yöndür. İnsan zihni Aristoteles'e göre duyualgısında şeylerin duyusal formunu buna karşin kavramsal bilgide de akılla anlaşilabilir olan formunu alır.

Anaksimenes

  (Anaximenes)  

 Milet Okulu'nun, bu ilk doğa felsefesi çığrının üçüncü ve sonuncu düşünürü olarak da Anaximenes gösterilir. Anaximandros'un öğrencisidir.

Anaximenes de arkhe sorunu üzerinde durur; o da, Anaximandros gibi ana maddenin, bu varlık temelinin birlikli ve sonsuz olması gerektiğini söyler. Ama bu sonsuz şeyi, o da Thales gibi belirli bir şeyle bir tutar: Ona göre ilkmadde havadır. Hava, sonsuz bir hava denizi olarak evreni kuşatır ve yer de bu hava denizinde düz bir tepsi gibi yüzer.
Anaximenes'in iki anlayışı var ki felsefeye iki yeni görüş olarak girip yerleşmişlerdir.
1. Anaximenes: "bir hava (soluk) olan ruhumuz -psykhe- bizi nasıl ayakta tutuyorsa, bunun gibi, bütün evreni (kosmos) de soluk ve hava sarıp tutar" diyor. Böylece, ruh kavramı felsefede ilk defa olarak ortaya çıkmış oluyor. Burada ruh, insanın canlı vücudunu ayakta tutan, daha doğrusu bir arada tutan, onu canlı kılan, onun cansız bir yığın olarak dağılmasını önleyen "şey"dir; burada ruh, yaşam diye, canlı vücudu cansızdan ayıran diye anlaşılıyor ve soluk ile bir tutulduğu için, maddi bir şey olarak düşünülüyor. Nasıl hava –soluk- olan ruh, insanın vücudunu cansız bir madde olarak dağılmaktan koruyorsa, bunun gibi hava da evrenin bütününü, onun düzenini ayakta tutar. Hava; canlı, canlandıran şey, etkin olan bir ilkedir. Onun bu canlılığı, etkinliği olmasaydı, evren, sadece, ölüm, dağılan bir yığın olurdu; boyuna yeni biçimler alan, kendini canlı olarak değiştiren, yaratıcı bir varlık olmazdı.
2. Anaximenes, ana maddenin canlı olması gerektiğini düşünmekle, "madde" kavramının belirlenmesine doğru önemli bir adım atmış oluyordu. Anaximenes, havayı hayatın ve ruhun asıl maddesi saymakla genel olarak madde kavramı da kendisinde bir şeyler olan, bir şeyler geçen, madde kavramı belirmiş, bununla da bu maddede olup bitenler üzerinde, maddedeki süreç üzerinde bir düşünmeye yol açmış oluyordu. Gerçekten Anaximenes, bu soru üzerinde durup düşünmüştür. Kendi kendisiyle, aynı kalıp değişmeyen, bununla birlikte bir yığın kılığa giren ana maddedeki bu süreç, bu değişme nasıl oluyor? Anaximenes'in öğrettiğine göre: Hava, yoğunlaşma ve gevşemesiyle çeşitli nesnelere dönüşür. Genişlemesi ve gevşemesiyle ateş olur; yoğunlaşmasıyla rüzgarlar, bulutlar meydana gelir: Bulutlardan su, sudan toprak, yüksek bir yoğunlaşma derecesinde de taşlar meydana gelir. Böylece, ateş, sıvı ve katı–maddenin bu üç ana biçimi- özü bakımından hep kendisiyle aynı kalan tek birana maddenin çeşitli yoğunlaşma ve gevşeme evrelerinden başka bir şey değildir.
Ayrıca Anaximenes, Milet Okulu'nun son filozofudur.

Anaksimandros

 (Anaximandros)    

İlk filozoflardan ikincisi Anaximandros'tur. O da Miletli. Thales'ten sonraki kuşaktan. Onun öğrencisi, sonra da ardılı (halefi) olmuş. Güneş saatini bulduğu, ilk haritayı çizdiği söylenir. “Peri physeos= Doğa üzerine”adlı bir yapıtı varmış. Bu konuda bu adla yazılmış ilk yapıtmış bu.

Anaximandros da Thales gibi, arkhe sorunu üzerinde durmuştur. O da var olanların kökeninin, anamaddenin ne olduğunu soruyor. Ona göre ilkmaddenin sonsuz, tükenmez olması gerekir, çünkü ilk- madde sonsuz yaratmasında sınırsız ve tükenmez olduğunu gösteriyor.Sonsuz kavramını ilkin açık olarak belirleyip, bunu maddeye yükleyen Anaximandros olmuştur. Ancak, Anaximandros anamaddeye yalnız sonsuzluk niteliğini yüklemekle kalmıyor, daha da ileri gidiyor: İlk –madde yalnız sonsuz değildir, sonsuz olandır da; çünkü ona, daha yakın olan başka bir belirlenim yüklenemez. Thales ilk maddeyi su ile, demek ki belli, bilinen bir madde ile bir tutmuştu. Anaximandros'a göre ise, bunu yapamayız, çünkü her belli, belirli şey sonlu ve sınırlıdır da, yani karşıtı ile sınırlanmıştır: Sıcak soğuk ile, sıvı olan katı olanla, aydınlık karanlıkla, vb. sınırlanmıştır. Her belli olan, dolayısıyla sonlu ve sınırlı olan şey, meydana gelmiş olan bir şeydir–sıcak soğuktan, sıvı katıdan oluşur– ve yeniden karşıtına döner. Böylece, birbirinin karşıtı olan şeylerden biri,öteki karşısında zaman zaman ağır basar; bu da bunların içinden çıktıkları sonsuz anamadde içinde yeniden arınmalarına kadar sürer.

Apeiron anlayışından Anaximandros çok özgün bir doğa görüşü geliştirmiştir: Apeiron'dan önce sıcak ile soğuk oluşmuştur. Sıcak, başlangıçta soğuk ve karanlık olanı (biçimlendirmekte olan yeri) bir alev küresi olarak bir kabuk gibi sarmıştı. Soğuk'tan iki karşıt: katı ile sıvı doğmuştur. Sıvı'dan,yeri çevreleyen alev küresinin sıcaklığı yüzünden, buğular yükselip alev küresini halkalara, ateşle dolu olan hava tekerleklerine bölmüşlerdir.Bu tekerlekler de birtakım deliklerin – güneş, ay – alevler saçarlar. Böylece hava(buğu) ile ateşin birleşmesinden gök meydana gelmiştir.Yer tepsi biçiminde değil, bir silindir, yuvarlak bir sütün biçimindedir ve boşlukta serbest olarak durur; gök de yerin etrafında döner.

Anaximandros'un bu açıklamalarından açıkça şunu görüyoruz: Doğal karşılaştığımız çeşitli ve karmaşık olayları, burada tek, yalın bir temele bağlamak denemesi yapılmaktadır. Anaximandros'u tam bir düşünür yapan da budur; bu yalınlaştırıcı açıklama denemesi, onun gerçekteki çokluğu düşüncede bir birliğe bağlamak istemesidir.

Anaksogoras

Anaksagoras (Anaxagoras) - (M.Ö. 500 - 428) 
Yunan doğa filozofu.
 Klazomenai'de doğan Anaksagoras Atina'da bir okul açarak Perikles, Euripides, Arkhealos (bazı yazarlara göre Sokrates), vb. bir çok öğrenci yetiştirmiştir. Bazı parçaları günümüze kadar kalan Tabiat Üzerine adlı bir eser yazdı. Platon'un Phaidion'unda Sokrates onun dersinden söz açar.Ayrıca Anaxagoras bir felsefe kitabı yazmştır aacak M.S 6. yüzyılda Kilikyalı Simplicius'un çalışmalarının korunması sayesinde bu kitabın ilk bölümünün fragmanları hayatta kalabilmiştir.
Felsefesi:
Anaxagoras, İyonya'dan Atina'ya araştırma biliminin temel esasını ve felsefesini getirmiştir. Onun gökyüzü izlenimleri ve meteorların düşüşü ona evrensel düzenin yeni teorilerini biçimlendirme imkanını sunmuştur. Peloponnesos'tan daha geniş ve yanıcı bir metal yığını olarak adlandırdığı Güneşin, gökkuşağının, meteorların, güneş tutulmalarının bilimsel açıklamasını yapmaya çalışmıştır.İddia ettiği göksel varlılar tamamen dünya'dan kopuk taş yığınlarıdır ve hızlıca sürtünerek dünyaya doğru alev topu halinde düşerler. Anaksagoras, Empedokles gibi, Parmenides'in Varlık ne varlığa gelir ne de geçip gider, ama değişmezdir kuramını kabul ediyordu. ‘Helenler varlığa gelişi ve geçip gidişi doğru olarak anlamıyorlar, çünkü hiç bir şey varlığa gelmez ya da geçip gitmez, ama olan şeylerin bir karışması ve bir ayrılması vardır.' İki düşünür de, böylece, özdeğin yokedilemezliği konusunda anlaşmaktadırlar, ve ikisi de karışmaları nesneleri oluşturan v ayrılmaları nesnelerin yitişini açıklayan yokedilmez özdeksel parçacıklar konutlayarak bu kuramı açık değişim olgusu ile uzlaştırmaktadırlar. Ama Anaksagoras en son birimlerin toprak, hava, ateş ve su olarak dört öğeye karşılık düşen parçacıklar olduğu konusunda Empedokles ile anlaşmamaktadır. O parçaları niteliksel olarak bütün ile aynı olan her şeyin en son ve türetilmiş olduğunu öğretmektedir.

Başlangıçta, her tür parçacık -Anaksagoras'a göre bölünemez hiç bir parçacık yoktur- biraraya karışmıştı. Tüm şeyler biraradaydılar, hem sayıda hem de küçüklükte sonsuz olarak; çünkü küçük de sonsuzdu, ve tüm şeyler biraradayken, hiç biri küçüklükleri nedeniyle ayırdedilemiyordu. Tüm şeyler bütündedirler. En son parçacıklar ortaya çıkacak olan nesnede belli bir türdeki parçacıkların baskın olacağı bir yolda biraraya getirildikleri zaman görgül nesneler doğmaktadır. Böylece kökensel karışımda altın parçacıkları dağınık olarak ve başka her tür parçacık türüyle karışık olarak bulunmaktadır; ama altın parçacıkları -başka parçacıklarla- sonuçtaki görülür nesnenin baskın olarak altın parçacıklarından oluşacağı bir yolda biraraya getirildikleri zaman, önümüzde görgül dünyanın altını durmaktadır. Niçin başka parçacıklarla diyoruz? Çünkü somut görgül nesnelerde, tüm şeylerin parçacıkları vardır; gene de bunlar öyle bir yolda birleşmişlerdir ki, bir parçacık türü baskındır ve bütün nesne adını bu olgudan almaktadır.

Anaksagoras herşeyde herşeyin bir oranı vardır öğretisini savunuyordu ve bunun görünürdeki nedeni değişim olgusunu başka türlü nasıl açıklayabileceğini anlayamamış olmasıydı. Bu yolda Anaksagoras Parmenides'in varlık üzerine öğretisini korumaya çabalıyordu, ve aynı zamanda değişime karşı realist bir tutumu da benimseyerek onu duyguların bir yanılsaması olarak dışlamıyor ama bir olgu olarak kabul ederek Eleatik varlık kuramı ile uzlaştırmaya çalışıyordu. Bu noktaya dek Anaksagoras'ın felsefesi Empedokles'in Parmenides'i yorumlayış ve uyarlayışının bir türüdür, ve özel olarak dikkate değer hiç bir özgünlük göstermemektedir. Ama şeylerin ilk kütleden oluşmasından sorumlu olan güç yada kuvvet sorusuna geldiğiniz zaman, Anaksagoras'ın felsefeye özgün katkısına da gelmiş oluyoruz. Empedokles evrendeki devimi Sevgi ve Çekişme olarak iki fiziksel kuvvete yüklemişti; ama Anaksagoras bunun yerine Nous yada An ilkesini getirmektedir. ‘ Anaksagonas ile bir ışık, henüz zayıf da olsa, dogmaya başlamaktadır, çünkü ‘'anlak'' şimdi ilke olarak kabul edilmektedir.' ‘ Nousun,' demektedir Anaksagoras, ‘ hem büyük hem de küçük dirimli tüm şeyler üzerine gücü vardır. Ve Nousun bütün döngü üzerinde gücü olduğu içindir ki o başlangıçta dönmeye başlamıştı.... Ve Neus olacak olmuş, olmuş olan, şimdi olan ve olacak olan tüm işleri, ve ayrılmış yıldızların ve güneşin ve ayın ve havanın ve eterin şimdi içinde dönmekte oldukları bu döngüyü düzene koydu. Ve döngünün kendisi ayrılmayı yarattı, ve yoğun seyrekten, sıcak soğuktan , parlak karanlıktan, ve kuru ıslaktan ayrıldı. Bir çok şeyin bir çok oranı vardır. Ama Nous dışında hiç bir şey başka herhangi bir şeyden bütünüyle ayrılmış değildir. Ve hem büyük hem de küçük, tüm Nous benzeridir; oysa başka hiç bir şey başka herhangi bir şey benzemez, ama her bir tekil şey en açık olarak kendi içinde en çoğunu kapsadığı şeylerdir ve şeylerdir Nous sonsuzdur ve kendi yönetmektedir, ve hiç bir şeyle karışmış değil ama yalnız başınadır,kendi kendisindedir.' Öyleyse Anaksogoras Nousu nasıl düşünüyordu? Onun için Nous ‘tüm şeylerin en güzeli ve en arısıdır,ve her şeye ilişkin tüm bilgiyi ve en büyük gücü taşımaktadır ..; Ayrıca Nousun ‘orada başka her şeyin kuşatıcı kütle içinde olduğu yer' olmasından da söz etmektedir. Filozof böylece Noustan yada Andan özdeksel terimlerde ‘tüm şeylerin en incesi' olarak, ve uzayda yer kaplıyor olarak söz etmektedir. Buna dayanarak Burner bildirmektedir ki, Anaksagoras hiç bir zaman cisimsel bir ilke düşüncesinin üzerine yüklemiş değildi. Nousu öteki özdeksel şeylerden daha arı kılmıştır,ama hiç bir zaman özdeksel yada cisimsel olmayan bir şey düşüncesine erişmemiştir. Zeller bunu kabul etmemektedir, ve Stace nasıl ‘tüm felsefenin duygusal - olmayan düşünceyi duygusal düşünceleri bildirme amacıyla evrimlenmiş dilde anlatmak zorunda olmanın güçlüğü altında çabalıyor' olduğu olgusunu belirtmektedir. Böylece Metafizik'te Anaksagoras'ın ‘rasgele konuşan öncülleri arasında ayık bir insan gibi' durduğunu söyleyen Aristoteles yine demektedir ki ‘Anaksagoras Anı evrenin biçimlenişini açıklamak için bir deus ex machina olarak kullanmaktadır; ve ne zaman bir şeyin zorunlu olduğunu açıklamakta güçlükle karşılaşsa, onu ortaya sürmektedir. Ama başka durumlarda Andan başka herhangi bir şey'i neden yapmaktadır. Böylece Anaksagoras'ı bulduğu zaman bütünüyle yeni bir yaklaşımla karşı karşıya kaldığını düşünerek, ‘ilerleyip de Onun Andan hiç bir biçimde yararlanmadığını bulduğum zaman tüm ölçüsüz beklentilerim tuzla buz oldu' diyen Sokrates'in düş kırıklığını kolayca anlayabiliriz. Anaksagoras, astronomiyle de ilgileniyordu. Gökyüzündeki tüm cisimlerin Yer ile aynı maddeden meydana gelmiş olduğunu öne sürüyordu. Bu fikre bir meteoru inceledikten sonra varmışdı. Bu nedenle başka gezegenlerde de hayat olduğu düşünülebilir, diyordu. Öne sürdüğü fikirlerden bir diğeri de Güneş'in bir tanrı olmayıp Peloponnesos Yarımadası'ndan irice, kor halinde bir kütle olduğuydu. Ayrıca Anaksagoras, Ay'ın ışığını güneşten aldığını varsayıp Ay ve Güneş tutulmalarını bununla açıklamıştır. Ayrıca, hayvanların anatomilerini incelemiş ve balıkların solungaçlarıyla nefes aldığını keşfetmişti.

Ek Bilgiler:

Anaksagoras, Empedokles gibi, Parmenides'in Varlık ne varlığa gelir ne de geçip gider, ama değişmezdir kuramını kabul ediyordu. ‘Helenler varlığa gelişi ve geçip gidişi doğru olarak anlamıyorlar, çünkü hiç bir şey varlığa gelmez ya da geçip gitmez, ama olan şeylerin bir karışması ve bir ayrılması vardır.' İki düşünür de, böylece, özdeğin yok edilemezliği konusunda anlaşmaktadırlar, ve ikisi de karışmaları nesneleri oluşturan ve ayrılmaları nesnelerin yitişini açıklayan yok edilmez özdeksel parçacıklar konutlayarak bu kuramı açık değişim olgusu ile uzlaştırmaktadırlar.

Ama Anaksagoras en son birimlerin toprak, hava, ateş ve su olarak dört öğeye karşılık düşen parçacıklar olduğu konusunda Empedokles ile anlaşmamaktadır. O parçaları niteliksel olarak bütün ile aynı olan her şeyin en son ve türetilmiş olduğunu öğretmektedir.

Başlangıçta, her tür parçacık -Anaksagoras'a göre bölünemez hiç bir parçacık yoktur- biraraya karışmıştı. Tüm şeyler biraradaydılar, hem sayıda hem de küçüklükte sonsuz olarak; çünkü küçük de sonsuzdu, ve tüm şeyler bir aradayken, hiç biri küçüklükleri nedeniyle ayırt edilemiyordu. Tüm şeyler bütündedirler. En son parçacıklar ortaya çıkacak olan nesnede belli bir türdeki parçacıkların baskın olacağı bir yolda bir araya getirildikleri zaman görgül nesneler doğmaktadır. Böylece kökensel karışımda altın parçacıkları dağınık olarak ve başka her tür parçacık türüyle karışık olarak bulunmaktadır; ama altın parçacıkları -başka parçacıklarla- sonuçtaki görülür nesnenin baskın olarak altın parçacıklarından oluşacağı bir yolda bir araya getirildikleri zaman, önümüzde görgül dünyanın altını durmaktadır.

Niçin başka parçacıklarla diyoruz? Çünkü somut görgül nesnelerde, tüm şeylerin parçacıkları vardır; gene de bunlar öyle bir yolda birleşmişlerdir ki, bir parçacık türü baskındır ve bütün nesne adını bu olgudan almaktadır.

Anaksagoras herşeyde herşeyin bir oranı vardır öğretisini savunuyordu ve bunun görünürdeki nedeni değişim olgusunu başka türlü nasıl açıklayabileceğini anlayamamış olmasıydı. Bu yolda Anaksagoras Parmenides'in varlık üzerine öğretisini korumaya çabalıyordu, ve aynı zamanda değişime karşı realist bir tutumu da benimseyerek onu duyguların bir yanılsaması olarak dışlamıyor ama bir olgu olarak kabul ederek Eleatik varlık kuramı ile uzlaştırmaya çalışıyordu.

Bu noktaya dek Anaksagoras'ın felsefesi Empedokles'in Parmenides'i yorumlayış ve uyarlayışının bir türüdür, ve özel olarak dikkate değer hiç bir özgünlük göstermemektedir. Ama şeylerin ilk kütleden oluşmasından sorumlu olan güç yada kuvvet sorusuna geldiğiniz zaman, Anaksagoras'ın felsefeye özgün katkısına da gelmiş oluyoruz.

Empedokles evrendeki devimi Sevgi ve Çekişme olarak iki fiziksel kuvvete yüklemişti; ama Anaksagoras bunun yerine Nous ya da An ilkesini getirmektedir. Anaksagonas ile bir ışık, henüz zayıf da olsa, dogmaya başlamaktadır, çünkü anlak şimdi ilke olarak kabul edilmektedir. Nousun, demektedir Anaksagoras, hem büyük hem de küçük dirimli tüm şeyler üzerine gücü vardır. Ve Nousun bütün döngü üzerinde gücü olduğu içindir ki o başlangıçta dönmeye başlamıştı....

Ve Neus olacak olmuş, olmuş olan, şimdi olan ve olacak olan tüm işleri, ve ayrılmış yıldızların ve güneşin ve ayın ve havanın ve eterin şimdi içinde dönmekte oldukları bu döngüyü düzene koydu. Ve döngünün kendisi ayrılmayı yarattı, ve yoğun seyrekten, sıcak soğuktan , parlak karanlıktan, ve kuru ıslaktan ayrıldı. Bir çok şeyin bir çok oranı vardır. Ama Nous dışında hiç bir şey başka herhangi bir şeyden bütünüyle ayrılmış değildir. Ve hem büyük hem de küçük, tüm Nous benzeridir; oysa başka hiç bir şey başka herhangi bir şey benzemez, ama her bir tekil şey en açık olarak kendi içinde en çoğunu kapsadığı şeylerdir ve şeylerdir.

Nous sonsuzdur ve kendi yönetmektedir, ve hiç bir şeyle karışmış değil ama yalnız başınadır,kendi kendisindedir.' Öyleyse Anaksogoras Nousu nasıl düşünüyordu? Onun için Nous ‘tüm şeylerin en güzeli ve en arısıdır,ve her şeye ilişkin tüm bilgiyi ve en büyük gücü taşımaktadır ..; Ayrıca Nousun ‘orada başka her şeyin kuşatıcı kütle içinde olduğu yer' olmasından da söz etmektedir.

Filozof böylece Noustan yada Andan özdeksel terimlerde ‘tüm şeylerin en incesi' olarak, ve uzayda yer kaplıyor olarak söz etmektedir. Buna dayanarak Burner bildirmektedir ki, Anaksagoras hiç bir zaman cisimsel bir ilke düşüncesinin üzerine yüklemiş değildi. Nousu öteki özdeksel şeylerden daha arı kılmıştır,ama hiç bir zaman özdeksel yada cisimsel olmayan bir şey düşüncesine erişmemiştir. Zeller bunu kabul etmemektedir, ve Stace nasıl ‘tüm felsefenin duygusal - olmayan düşünceyi duygusal düşünceleri bildirme amacıyla evrimlenmiş dilde anlatmak zorunda olmanın güçlüğü altında çabalıyor' olduğu olgusunu belirtmektedir.

Böylece Metafizik'te Anaksagoras'ın ‘rasgele konuşan öncülleri arasında ayık bir insan gibi' durduğunu söyleyen Aristoteles yine demektedir ki ‘Anaksagoras Anı evrenin biçimlenişini açıklamak için bir deus ex machina olarak kullanmaktadır; ve ne zaman bir şeyin zorunlu olduğunu açıklamakta güçlükle karşılaşsa, onu ortaya sürmektedir. Ama başka durumlarda Andan başka herhangi bir şey'i neden yapmaktadır. Böylece Anaksagoras'ı bulduğu zaman bütünüyle yeni bir yaklaşımla karşı karşıya kaldığını düşünerek, ‘ilerleyip de Onun Andan hiç bir biçimde yararlanmadığını bulduğum zaman tüm ölçüsüz beklentilerim tuzla buz oldu' diyen Sokrates'in düş kırıklığını kolayca anlayabiliriz.

Gene de, ilkeden tam anlamıyla yararlanmayı başaramamış olmasına karşın, Anaksagoras Yunan felsefesine görkemli meyvesini gelecekte verecek olan eşsiz önemdeki bir ilkenin getirilmesiyle onurlandırılmalıdır.